• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Mui Ne
    • Vietnam
    • Machupicchu
    • Peru
    • Perito Moreno Buzulu - Patagonya
    • Arjantin
    • Taman Negara
    • Malezya
    • Amazonlar
    • Güney Amerika
    • Kukulkan Piramidi
    • Meksika
    • Kathmandu
    • Nepal
    • Java Adası
    • Endonezya
    • Annapurna Ana Kamp
    • Himalayalar, Nepal
    • Ha Long Bay
    • Vietnam
    • Uyuni Tuz Çölü
    • Bolivya
    • Batu Cave
    • Malezya
    • Barcelona
    • İspanya
    • Boracay
    • Filipinler Boracay
    • Sky Mirror
    • Malezya



İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını,

belki de sadece
keşfetmenin hazzını...


Eğer kendini arıyorsan yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla
gör. Ağaçların fısıltılarını, böceklerin seslerini dinle. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür.
Keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol!
 Melih Eriş

.................................................
GEZİ YAZILARIM

Melih Eriş ile geziler PRONTOTOUR AC Seyahat Acentesi işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.


MELİH ERİŞ REHBERLİĞİNDE GEZİLER
GÜNEYDOĞU ASYA GEZİLERİ











NEPAL GEZİLERİ



4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ


MISIR 1


BAŞTAN BAŞA MISIR



Klasik Mısır turunun dışına çıkarak nelerle karşılaşacağımı bilmeden yola koyuldum. Rotamı daha önce belirlemiştim. Mısır’da ulaşımın kolaylığı da rotayı güzelleştiriyordu. Otobüs, tren ve taksiler.

ROTA: Kahire-Port Said-Süveyş kanalı-İsmaliye-Süez-Ayun Musa-Sharm el-Sheikh-Sina dağı (Hz Musa) Kızıldeniz kıyıları-Hurghada-Safarga-Luksor-Abydos-Dandera-Kahire-İskenderiye….Tabi bu arada daha önce gezdiğim (Aswan-Abu Simbel) yerleri de yapmış olduğum tur grubumla gezdikten sonra bu rotayı gezmeye başladım. Ankaralı gezginler grubundan da iki kişi daha bana katıldı bu gezimde. Grubumu gönderdikten sonra Kahire’de kalarak ilk olarak şehri detaylı olarak gezmek istiyorum.Daha önce klasik olarak Piramitler, Ulusal müze ve özet şehir turları yaparak yerel dokuyu tadamamıştım.

Hadi buyurun hep birlikte baştan başa Mısır’ı gezmeye başlayalım...

KAHİRE: Kahire Mısır’ın başkenti olmasının yanı sıra Afrika kıtasının en büyük şehirlerinden biridir. Nüfusu yaklaşık 17 milyonu bulan Kahire’de gündüz gece her yerden insanlar çıkabiliyor karşınıza. Sokaklar, yaşam, ortam nerede ise aynı, değişen sadece insanlar. Bir başka dünya aslında Kahire, zaten buraya gelenler ya burayı çok seviyor bir daha gelmek istiyor ya da nefret edip bir daha gelmeyi düşünmüyor. Kahire’de gezecek ve yapacak çok şey var. Karşınıza çıkacak hoş olmayan ortamlara da hazırlıklı olun. Bu kadar yoğun trafiğe karşı trafik lambası kullanmıyorlar ve trafik sürekli akar halde, bu sorun kendiliğinden çözülmüş görünüyor. Anlamadım!

Kahire bir çok eski yerleşim merkezlerini de (Heliopolis-Giza) içine alarak enine boyuna büyümüş bir şehir. Kent merkezi Kahire’nin en işlek yeri olup eski mimariden kalma zarif örneklere burada rastlayabilirsiniz. Eski Kahire Roma ve Yunan dönemlerinden bile daha eskidir. İslami Kahire şehrin en cazip noktalarından biridir. Mimariler, kubbeler, çarşılar, dar sokaklar bin bir gece maslarını anımsatıyor sanki. Nil nehri şehri ikiye bölmüş ve Nil’de bulunan Cezire ve Roda adaları şehrin kalabalığına göre daha sakin yerler.

Kahire’yi tek başınıza gezmek istiyorsanız, elinize detaylı bir harita ve aydınlatıcı bir rehber kitap alarak gezin. Bunun için Dost Mısır gezi rehberi iyi bir seçim olabilir. Ulusal müzeden çıktıktan sonra Nil kıyısına doğru 200m ileride felukaya (yelkenli tekne) binip Nil sefası yapabilirsiniz (saati 15 pounds kişi başı). İsterseniz motorlu teknelerle de arap müziği eşliğinde gezebilirsiniz. Seçim size kalmış. Ben felukayı seçerek güzel keyif aldığım bir tur oldu. Hele ki müzeden çıkmışsanız yorgunluğunuzu atacağınız en uygun davranış olacaktır. Tavsiye ederim.

Kahire’yi taksi kiralayarak da gezebilirsiniz. Ama taksiye binmeden önce gideceğiniz rota hakkında iyice pazarlık yapın. Sona bırakırsanız yandınız, kurtulmanız çok zor.Bir kaç kişi iseniz taksi ekonomik oluyor. Akşamları da Nil nehri üzerinde sabit yada hareketli tekne restoranlarda yemeğinizi yiyebilir ve içkilerinizi yudumlayabilirsiniz. Fiyatlar oldukça ekonomik. Bazılarında program bile var. Sufi dans, göbek dansı ve şantörler. Gitmeden önce araştırırsanız buna göre seçiminiz kolay olur.

Kahire’de konaklamak için bir çok seçenek sunulmuş durumda. Her keseye göre otel var. Biz 10-15 dolarlık otelleri seçerek konaklamalarımızı yaptık (Heliopolis’de Royal Crown Otel).

Eski Kahire’de en çok ilgimi çeken mezar evler olmuştu. Mezarların üzerine tek katlı ve kapıları olan ev mezarlar yapmışlar ve günlük yaşamın içinde halen bu uygulamaya da devam ediyorlar. Kentin evsizleri de bu mezarların içine yerleşmiş yaşıyorlar. Mısır’ın diğer bölgelerinde de bu uygulamayla karşılaştım. İlginç!

Kahire sokaklarında gezdikçe eski mimaride bir çok cami ve kilise ile karşılaşıyorsunuz. Camilerin yapıları Türk mimarisinden daha farklı ve düzgün. Çarşılarda dolaşırken renk cümbüşü karşılıyor ve karmaşa, gürültü karşılıyor bizleri. Turistik ve yerel pazarları gezdik. Turistik olanlarda satıcı kirliliği yaşanırken, yerel pazardakiler kendi halindeler.

Mısır’da nerelisiniz sorusuna Türk dediğiniz anda “Yavaş yavaş Hasan Şaş” terimiyle karşılaşıyorsunuz. Tüm Mısır geneline yayılmış bu kavram. İnanılır gibi değil. Hasan Şaş bunu biliyor mu acaba?

Kahire’de olup da Piramitlere tekrar uğramadan gitmek olur mu? O muhteşemliği görmek üzere tekrar Giza platosunu ziyaret ediyoruz. Her zamanki büyüleyici ortamıyla karşılıyor biz gezginleri. Bu sefer zamanımız bol dört saat kadar içimize sindirerek kalıyoruz yanlarında. Tabi ki Sfenksi de unutmuyoruz.

PORT-SAİD: Kahire’den ayırılma zamanımız geldi. Kahire’den 225 km kuzeydoğuya Akdeniz kıyısına yolculuk zamanı. Şimdi gerçek yolculuk başlıyor. Sabah erken saatlerde 06.20 treni ile yola çıkıyoruz. Birinci sınıf klimalı vagonlarda tren bileti kişi başı 18 pound (3.5 dolar). Yaklaşık 4 saat sürecek yolculuğumuz. Rahat bir yolculuk oluyor. Port-Said’e yaklaştıkça etrafımız iyice çöl örtüsüyle kaplanıyor. Camdan dışarı bakarken inanılamaz bir manzara ile karşılaşıyorum. Hani gözleri tekrar ovuşturmak olur ya aynen o durumdayım. Hayal mi bu!! Tren yol alırken kum tepeleri etrafımızı sarmışken, tepenin arkasında konteyner yüklü bir gemi gözüme ilişiyor. Çölde ne işi var falan derken, nerede olduğum aklıma geliyor. Evet! Yanı başımız Süveyş kanalı. Muhteşem manzara, hemen fotoğraf karelerine ekliyorum bu görüntüyü. Kum tepeleri düzelmeye başladıkça kanal kendini iyice göstermeye başlıyor. Bu şaheseri yapanları tebrik etmek lazım. Çölün ortasında yüzen gemiler…

Saat 11.00 sularında Port-Said deyiz. Tren istasyonundan dönüş biletini aldıktan sonra gardan şehre doğru adımımızı atıyoruz. Ne yapacağımız konusunda hiçbir fikrim yok. Önce bir kahvede çay molası verip kararlaştırıyoruz ve buralarla ilgili kahve sahibinden bilgiler alıyoruz. Bizi uygun bir otele götürüyor. Sınıflandırma konusunda sıkıntılı olabilecek bir otel, ama düşünmüyoruz alışmalıyız. Yolculuk yeni başladı. Dedim ya neyle karşılaşacağımızı hiç bilmiyorum.

Port-Said Akdeniz kıyısında adacıklardan oluşan 1859 da kanal işçileri için kurulan 473.000 nüfuslu bir şehir. Süveyş kanalının Akdeniz girişine kurulmuş ve gümrüksüz alışveriş bölgesi olan bir yer. Gelir düzeyi yüksek bir şehir. Arabalar, binalar, giyimler, restoranlar oldukça iyi görünüyor. Ama turistik bir bölge değil. Ancak turist yolcu gemileri geçerken durup gezilebilen yer. Burada birde Mısır tarihini yansıtan eserlerin sergilendiği bir ulusal müze var. Ziyaret etmek istedik fakat restorasyon nedeni ile kapalıydı, gezemedik. Şehrin enteresan bir yapısı var. Kanal ikiye bölmüş şehri ve karşı kıyıya ücretsiz feribotlar çalışıyor. Bu sayede her iki yakayı da görme fırsatımız oldu. O gün Cuma ve tatil olması nedeni ile etraf sakindi.

Şehir 1973 deki İsrail savaşının etkilerini de çabuk atmış görünüyor. Her yeri onarmışlar ve yaşam normal seyrinde devam ediyor. Tüm gezdikten sonra karınlarımızı Popeye restoranda doyuruyoruz. Burayı gezmek için bir gün yeterli oluyor ve otelimize çekiliyoruz.

İSMALİYE-SÜEZ (SÜVEYŞ): Port-Said İsmaliye arasında standart tren seferleri olduğundan 3 pounds (0.5 dolar) biletleri alıp halk trenine biniyoruz. Hani arabadan kolunuzu cama koyup çıkarırsınız ya, aynen öyle. Trende cam diye bir şey yok ve püfür püfür bir yolculuk yapıyoruz. İki saat süren yolculuk sonrası İsmaliye’deyiz. Büyük bir şehir, 455.000 kişi yaşıyor burada ve oldukça modern görünüyor. Bu şehir kanal kentleri arasında en güzel ve kalabalık olanı. İsmaliye müzesinde firavunlar dönemi kalıntılarını gezebilirsiniz. Bu şehri de kanal ikiye ayırmış durumda. Kanalın etrafında lüks villalar gözümüze ilişiyor. Kanalın İsmaliye’den gidilen doğu yakası Mısır’ın 1973 de İsrail’e saldırı başlattığı yer olarak bilinir. Ama bu şehirde geçen zaman içinde kendini onarmasını bilmiş ve savaş kalıntısından eser kalmamış. Biraz çay molası sonrası öğleden sonra kalkacak Suez trenindeki yerlerimizi alıyoruz. Yine aynı halk tipi trenle yolculuğumuz Süveyş kanalı boyunca devam ediyor. Gemiler yükleri ile birlikte yol alıyorlar. Böyle gezince bir çok yeri görme şansını yakalama fırsatı bulduğum için mutlu oluyorum.

Süez, kanalın güney ucunda Kızıldeniz’e açılan noktada 420.000 nüfuslu büyük bir şehir.Süez zamanında İngilizler tarafından Hindistan’a geçerken bir mola yeri olarak kullanılmış, bugünlerde Mısır’ın en önemli liman kentlerinden biri haline gelmiş. Bu şehir biz gezginler için cazip olmasa da güneye inen yol üzerinde olduğu için uğrak noktası haline geliyor. Tıpkı zamanında İngilizlerin yaptığı gibi. Burası da İsrail savaşı zamanında en çok nasibini alan şehirlerden biri olmuş. Karşı iki yakayı birleştiren büyük köprü savaş sonrası tekrardan Japonlar tarafından inşa edilerek hizmete açılmış. Şehre geldiğimizde Mısır’lı bir genç bize yardımcı olup otobüs garajına gitmemizi sağlıyor. Havanın karamasına iki saatlik bir zaman var. Kanalın karşı yakasında olan Ayun Musa’ya gitmek için minibüse biniyoruz. Minibüs tıka basa dolduktan sonra 30km lik Ayun Musa’ya olan yolculuğumuz başlıyor.

AYUN MUSA: Daha önce duymuştum ama şimdi görme hatta içinden geçme fırsatı bulduğum Ahmed Hamdi tüneline girdik. Süveyş kanalının altından geçen bir tünel bizi karayolu ile karşı kıyıya yani Afrika kıtasından Asya’ya ulaştırıyor. Artık Sina yarım adasındayız. Şoförün yaptığı her türlü ihlal sonrasında burası Ayun Musa deyip bizi indiriyor ve buradan yoluna devam ediyor.

Ayun Musa, tarihte Hz.Musa’nın Kızıldeniz’i yararak halkını karşı kıyıya geçirdiği nokta olarak biliniyor. Burayı hep merak etmiştim. İndiğimiz yerde ne tabela ne de başka bir şey yok. Sadece yol üzerinde karakol noktası var. Oradaki polislerden yardım isteyerek yönümüzü buluyoruz. Minibüs şoförü sanırım bizi unuttu, sonra da aklına ilk geldiği yerde indirdi. Şimdi geriye doğru 3 km yürümek zorundayız. Çölün ortasında uzanan ipincecik yol. Havada güneş artık çekilmek üzere, adımlarımızı hızlandırarak geriye doğru yürüyoruz. Yolda yürürken yanmış ve boynunu bükmüş bir çok palmiye ağacı görüyorum. Sanırım bunlar savaş zamanından kalma ağaçlar. Bir anda bunu da düşünerek yoluma devam ediyorum çetin çarpışmalar yaşanmıştı yürüdüğümüz bu topraklarda. İsrail ordusu Ayun Musa kuyularını savaş zamanında karargah olarak kullanmış ve zarar gelmemesi için gerekli önlemleri almışlar. Sonunda yol üzerinde bir kahveden bilgi alarak sapıyoruz ve karşımıza iki büyük kuyu çıkıyor. Bunlar Musa kuyuları olmalıydı. Hz.Musa halkını karşı kıyıya geçirdikten sonra bir kuyunun acı suyunu, Tanrı tarafından bilindiği şekilde içine bir dal parçası atarak tatlı suya dönüştürdüğü yer burasıdır. Görevli karşılıyor bizi, araçsız geleni pek görmediği için şaşırıyor. Tam güneş Kızıldeniz üzerinde son dakikalarını yaşarken oraya girmiş bulunuyoruz. Deniz tam ismiyle özdeşi bir durum almış.

İşte KIZILDENİZ...

Burayı doyasıya yaşayamadan hava kararıyor ve bizi de çıkarıyorlar o bölgeden. Ne yapacaktık şimdi? Nerede kalacaktık? İki alternatif var, ya geri dönüp Suez de kalacağız ya da yoldan geçen bir otobüsü durdurup Sharm el-Sheikh’e gideceğiz. İkinci fikir ağır basıyor. Yaklaşık 300 km buradan. Tekrar polis karakoluna doğru yürüyüp oradan binmeye karar veriyoruz. Polisler geç vakit bizi görünce şaşırıp sorgu suale başlıyorlar. Pasaportlarımızı alıp inceleme yaptıktan sonra geçen Sharm otobüsünü durdurup bizi yolcu ediyorlar. Gece olduğu için Kızıldeniz boyunca yol almamıza rağmen etrafı görme şansımız olmuyor. Yaklaşık 5 saatlik bir otobüs yolculuğu sonrası Sharm el-Sheikh deyiz.

SHARM EL-SHEİKH (ŞARMÜ’Ş-ŞEYH): Akşam saat 22.00'de Sharm’dayız. Şehre girdiğimiz anda Avrupa’da tatil beldelerinden birinde olduğunuzu sanabilirsiniz. Otogardan bir taksiye atlayıp 3* ayarında bir otel bulmaya çalışıyoruz. Bir kaç denemeden sonra sonunda Tivoli Resort otelde yer bulabiliyoruz. Geceliği 25 dolar kahvaltı dahil. Sharm için iyi bir rakam. O gece artık çıkmıyoruz otelin havuzu başında soğuk biralarımızı açıp günün kritiklerini yapıyoruz. Sharm’da iki gece konaklamaya karar verdik.

Sabah kalktığımızda Sharm sokaklarına dalıp gezmeye başlıyoruz. Yeni kurulmuş bir şehir her şey yeni. Savaş zamanında burayı ele geçiren İsrail’liler kıyı boyunca oteller yapmış ve bölgeyi geliştirmişler. Savaş sonrası Mısır’a devir olan bölgede 1980 yılından bu yana yapılaşma hızla devam etmekte. Bir çok yerde otel ve tatil köyü inşaatları devam ediyor. Sharm sahil şeridi 20km boyunca uzanıyor. Sharm iki bölgeden oluşuyor. Güneyi merkez ve limanı oluştururken, kuzeyi de turistik lüks bölge olan Naama koyu yer almaktadır. Sharm el Sheikh ten son yıllarda çok bahsedilmişti ve turistik tarifeleri gazetelerden takip eder olmuştum. Hem tatil köyleri, lüks otelleri, dalış okulları ve resifleri ile meşhur olmuştu. Merakım beni buraya kadar getirdi. Aynı zamanda da hemen ayrılmam için sinyallerde gelmedi değil. Burası sanki Mısır değildi. Çok pahalı, her şey turistik tarife. Avrupa’da gibisiniz, İtalyanlar gözüme çok çarpıyor birde Ukraynalılar. Sahile inip birer bira yudumluyoruz. Bir arkadaşım bir saatlik tekne turuna katılıp çevreyi gezmeye gidiyor. Ben de kumlar üzerinde kendimi güneşe doğru bırakıyorum. Tarihi bir özellik taşımadığı için biz gezginler için bir müddet sonra sıkıcı olmaya başlıyor Sharm. Resif dalış turlarına Hurghada’da katılacağımız için burada katılmıyoruz. Sharm’a 29km mesafede Nebk milli parkı kuş cenneti bulunmaktadır. Burası da görülmeye değer bir yer. Otelimize dönüp yarın için yapacağımız Sina dağı turu organizasyonuyla ilgileniyorum.

Elrawy Azap, “bu da kim diyeceksiniz?”. Kafamda olan tur programını değiştiren şahıs. İlk programım Sina dağına otobüsle gidip dağa tırmanıp indikten sonra Sharm’a tekrar gelip buradan da feribotla Hurghada’ya geçmekti. Elrawy öyle bir program sundu ki, hayır diyemedim.

SİNA DAĞI (TUR SİNA HZ.MUSA): Bizim için şoförlü bir araç ayarlayarak gece yarısı 12 de otelden hareket ediyoruz. 220 km mesafedeki Sina dağına doğru yola koyulduk. Üç saatlik yolculuk boyunca uyuklayarak yolu tamamladım. Sabaha karşı saat 03.00 de dağın eteklerine varmıştık. Hava oldukça serin görünüyordu. Gerekli giyim kuşam işini hallettikten sonra, yerel bir rehber alarak yola koyulduk. Dağ tırmanışı sırasında yerel bir rehber almak zorundasınız. Çıkış ve iniş için fiyatı 100 pounds (18 dolar). Bu gün şanslıyız ay ışığı gece karanlığında yolumuzu bir fener gibi aydınlatıyor. Yol ilerledikçe tırmanış da sertleşmeye başladı. Aziz Katherina manastırının hemen arkasından yol devam ediyor. Yolun ortalarında bir çok deve kiralayıcıları karşımıza çıkmaya başlıyor. Yolda performanslar bir bir düşmeye başlıyor. Bir arkadaşımız deve kiralayıp onunla yoluna devam ederken bir diğeri de ağır adımları tercih ederek geride kalıyor. Tamamen koptuk birbirimizden. Rehbere onları takip etmesini söyleyerek koşar adımlarla tırmanışıma devam ettim. Yol üzerinde bir çok dinlenme noktaları yapmışlar. Buralarda bir çok gruba rastlıyorum dinlenme molası vermişler. Tepeye doğru inanılmaz bir çekim var içimde durmak bile istemiyorum. Hızlandıkça bir çok tırmanışta olan grubu da arkamda bırakıyorum .Kafamı biraz yukarı kaldırıp dağa doğru baktığımda ışık huzmeleri içinde ağır ağır yol alan kervana benzer bir şey görüyorum. Bu görüntü beni geçmişe götürüyor bir anda. Hz.Musa’nın halkının ağır ağır yol aldığı günler aklıma geliyor. Kim bilir ne zorluklar çekmişlerdi o zamanlar. Sina Dağı 2286m yükseklikte olup İncil’de de Horev dağı olarak belirtilmiştir. Burası Musa peygamberin 40 gün ve gecede 10 emri aldığı yer olarak biliniyor.D aha önceleri toplam 3700 basamaklı Tövbe merdiveni denilen bir yoldan tırmanılırken, daha sonraları Mısır Hidivi olan I.Abbas Hilmi tarafından açılan deve yolu izlenmeye başlanmıştır. Deve yolu son 700 basamağa gelince son bulur. Burası son dinlenme noktasıdır. Burası İlyas Havzası olarak bilinir ve tarihte Musa peygamberi izleyenlerin Hz.Musa dağa tek başına tırmandığında bekledikleri yer olarak bilinir.

Artık son zor olan tırmanışa gelmiştim, sanki enerjim sürekli yenileniyor gibi yolda dökülen insanları bir bir geçiyordum. Mutlu da olmuyor değildim.İnsanların bunca zorluğa rağmen zirveye ulaşma çabaları güzel bir görüntü veriyordu. Tanrının alevden bir bulutla Hz.Musa ile konuştuğuna inanılan zirveye sonunda ulaştım. Hava daha karanlıktı, tam üç saatte zirvede olabildim. Oldukça terlemiştim, havada ısırıyordu. Biraz kendimi telkin ederek bir kaya üzerine yerleştim ve güneş doğumunu bekledim. Şimdi meditasyon zamanı, gözlerimi kapıyorum dalmaya çalışıyorum fakat olmuyor. İnsanlar bir bir geldikçe gürültüde artıyor ve konsantrasyonu tutturamıyorum. Vazgeçtim. Gün ağarmaya başlıyor, saat 06.30 olmalı. Önce kırmızı oluyor her yer, sonra sırasıyla turuncu, sarı, yeşil, mavi, lacivert ve mor. Gökkuşağı renkleri gün doğumuyla birlikte beliriveriyor. Çok dikkatli yoğunlaşırsanız bunu görebiliyorsunuz. Arkasında güneş kendini göstermeye başlıyor. Bir anda çığlık ve alkış sesleri ile büyü bozuluyor. İnsanlar gün doğumunu coşkuyla karşılıyorlar. Güzel bir tablo, yüzlerde mutluluk akıyor. Sanki birleşmiş milletler gibi Hz.Musa’nın dağı.Binlerce yıl öncesinden sanki bir şey kaybetmemiş ve insanlar umutla gelip dualarını boşluğa bırakıyorlar. Güneş yükselmeye başladıkça havada ısınmaya başlıyor. Gruplar artık iniş yolculuğuna başladılar. Arkadaşlarımla buluşuyorum. Biraz daha tırmanıp zirvede yapılmış olan cami ve kilisenin birleşiminden oluşturulan Kutsal Teslis Manastırını gözlemliyoruz. Ziyarete açık değil.

Dönüş yolculuğuna başladık, yol üzerindeki satıcılar etraftaki taşlardan bize satmaya çalışıyorlar. Ben yerden bir tane alarak cebime koydum ve şimdi evimde çöl kumunun içinde yerini aldı bile. İnerken nerelerden tırmandığımızı fark edince şok olmamak elde değil. Gece iman gücü tırmandırdı bu basamakları bize. İçimde bir gülümseme ve coşku var. Rehberimizi de bulduktan sonra yola koyuluyoruz. Bize karşıdaki zirveyi gösteriyor, Katherina dağı 2642m. Mısır’ın en yüksek dağ zirvesi.Buraya da terkking yapıldığını ve 5 saat sürdüğünü söylüyor.

Bu bölge 1996 yılında özel himaye bölgesi olarak ilan edilmiş ve 4350km lik bir alanı kaplamaktadır. Amacı bölgenin bitki ve hayvan türleri ile tarihi ve dini olan yerlerini korumaktır. İki saat sürüyor zirveden aşağıya inmemiz.Yol üzerinde bulunan St.Katherina manastırını da ziyaret etmeden geçmiyoruz.


AZİZE KATHERİNA MANASTIRI: Uzun yıllar boyunca tamamen yalnız bırakılmış, kızıl granitten dağlarla çevrili manastırın bugünlerde oldukça fazla ziyaretçisi olmaktadır. M.S 527 tarihinde yapılan manastırda halen çoğu Yunanlı 20 kadar keşiş bu yaşamlarını sürdürmektedir. Manastırın içi büyüleyici bir ortamla biz gezginleri karşılamakta. Sabah yürüyüş sonrası ruhumuz için iyi geliyor bu dinginlik. İsterseniz manastırın hemen yanı başında yapılmış olan pansiyonlarda da konaklayabilirsiniz.

DAHAB: Yol üzerinde bulunan Dahab’da konaklama yapmadan geçmek zorunda kalıyoruz. Dahab Arapça da “altın” anlamına geliyormuş. Altın renkli kumlarından dolayı burası bu isimle anılmaktadır. Her türlü turisti konaklayabileceği bir yer burası. Dahab’ın kuzey kısmında ucuz oteller, kampingler, restaurantlar, güney kısmında ise lüks tatil köyleri ve dalış merkezleri ile daha çok zengin kimselere hitap etmektedir. Bütün turistler için en cazip kısmı Dahab’ın denizidir. Denizi de oldukça derindir. Bir kaç metre sonra derinlik bir anda 80 metreye kadar inebiliyor. Aman dikkat!

Devamı, Baştan Başa Mısır-2'de...

Hepiniz sevgiyle kalın.

Melih Eriş


Yorumlar - Yorum Yaz
MELİH ERİŞ WEB SAYFALARI

NEPAL GEZİLERİ

GÜNEYDOĞU
ASYA GEZİLERİ

 4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ



GEZGİNİN SEYİR DEFTERİ GRUBUMUZ


TÜRK MÜHRÜ PROJEMİZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret179841
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956