• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Mui Ne
    • Vietnam
    • Machupicchu
    • Peru
    • Perito Moreno Buzulu - Patagonya
    • Arjantin
    • Taman Negara
    • Malezya
    • Amazonlar
    • Güney Amerika
    • Kukulkan Piramidi
    • Meksika
    • Kathmandu
    • Nepal
    • Java Adası
    • Endonezya
    • Annapurna Ana Kamp
    • Himalayalar, Nepal
    • Ha Long Bay
    • Vietnam
    • Uyuni Tuz Çölü
    • Bolivya
    • Batu Cave
    • Malezya
    • Barcelona
    • İspanya
    • Boracay
    • Filipinler Boracay
    • Sky Mirror
    • Malezya



İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını,

belki de sadece
keşfetmenin hazzını...


Eğer kendini arıyorsan yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla
gör. Ağaçların fısıltılarını, böceklerin seslerini dinle. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür.
Keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol!
 Melih Eriş

.................................................
GEZİ YAZILARIM

Melih Eriş ile geziler PRONTOTOUR AC Seyahat Acentesi işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.


MELİH ERİŞ REHBERLİĞİNDE GEZİLER
GÜNEYDOĞU ASYA GEZİLERİ











NEPAL GEZİLERİ



4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ


BURSA

HANLAR, HAMAMLAR, CAMİLER KENTİ YEŞİL BURSA

Yıllardır, kış aylarında Uludağ’a kayak yapmaya gitmem sebebi ile yolum her sene Bursa’dan geçerdi. Ama hiçbir zaman da Bursa’da soluklanıp, durup buranın güzelliklerini görme fırsatını bir türlü kendime yaratmamışımdır. Bu sene (2007) mart ayında kendime bu kez fırsat yaratmak için kararlıydım ve Bursa’yı tanımak, özümsemek, yaşamak ve yaşatmak istiyordum.

İlk olarak Turizm danışma ofisi bulup oradan aldığım tanıtıcı dökümanlarla işe başlıyorum. Şehir merkezinde Ulu camii yanındaki danışma ofisindekiler gayet ilgili ve bilgili bir yaklaşımla bana yardımcı olmaya çalışıyorlar. Bursa ve çevresini okumaya ve tanımlaya başlıyorum.

BURSA TARİHİ VE GÜZELLİKLERİ
Bursa Marmara Bölgesinin güneydoğusunda eşsiz doğal güzelliklere ve zengin tarihi geçmişe sahip bir kent. Arkeolojik kaynaklardan öğrenilen bilgilere göre Bursa ve çevresinde M.Ö 6000 yılından itibaren insanların yaşamlarını sürmeye başladıkları bir yerleşim yeri olarak tespit edilmiş ve tespit edilen birkaç höyük incelenmiş ve Tunç çağına ait kalıntılara rastlanmıştır.

M.Ö 1200' lü yıllarda Anadolu’da hüküm süren Hitit devletinin yıkılması ile ortaya çıkan otorite boşluğu nedeni ile Bursa ve çevresi Balkanlardan gelen Bityn ve Tynin gibi toplulukların egemenliği altına girmiş. Bursa’nın eski adı da Bithynia olarak tarihi kayıtlarda yerini almıştır. Bu çevrede yerleşimin artması bir çok antik kentin ve günümüz modern şehirlerinin temelini oluşturmuştur. Bursa ve çevresinde önemli antik kentler yer almaktadır; Nikaiae-İznik, Kios-Gemlik, Apemeia-Mudanya, Miletepolis-M.K.Paşa, ve Apollania-Gölyazı.

M.S II.yy dan itibaren Bursa ve çevresi hıristiyanlar için önemli bir bölge olmuş, bugünkü Uludağ’ın değişik bölgelerinde 50 ye yakın manastır ve kilise kurulmuş.Uludağ tarihte “hep parlayan” anlamına gelen Olimpos adı verilmiştir.

Bursa’nın Osmanlı topraklarına katılması 1326 yılında Orhan Bey zamanında gerçekleşmiş 1920 yılında Yunanlıların işgaline kadar Osmanlı İmparatorluğunun önemli şehirlerinden biri olmuştur. 11 Eylül 1922 yılında da Türk ordusu tarafından geri alınarak bugünkü Türkiye Cumhuriyeti topraklarına katılmıştır.

“Başındayım sanki bir mucizenin
Su sesi ve kanat şıkırtısından
Billur bir avize Bursa’da zaman” 

A.Hamdi TAMPINAR (Bursa’da zaman adlı şiirinden) 

ULUDAĞ (ULUDAĞ MİLLİ PARKI)
Uludağ, her sene kış aylarında ziyaret ettiğim vazgeçilmezlerimdendir. Tam 30 yıldır hemen hemen her sene uğruyorum bu eski dostuma. Kayak yapmanın yanı sıra zengin doğası, florası, bol oksijen ve temiz havası da beni buraya getirmektedir. Havanın açık olduğu günlerde Uludağ’da kayak yapmak ayrı bir zevke dönüşmektedir. Sırt çantama günlük erzakımı doldurup bütün gün o dağ senin bu dağ benim kayıp duruyorum. Bir de buranın insan bedenine iyi gelen bir enerjisi var. Tarihi kaynaklarda bunu net olmasa da belirtmekteler. Antik dönemde Olympos Misios “hep parlayan” adıyla tanınan Uludağ, Troya Savaşı'nı tanrıların izlediği yer olarak ta mitolojideki yerini almıştır. Bu dağ üzerine bir çok manastır ve kilise inşa edilmiş dağın adına keşiş dağı demişler. 2543 metreye ulaşan Uludağ Tepe zirvesi ile Batı Anadolu'nun en yüksek dağıdır. Olağanüstü tabii yapısı, flora ve faunasının zenginliği, krater gölleri bolluğu ile 1961 yılında Milli Park ilan edilmiştir.

Bursa’ya 40 km mesafede dar ve virajlı bir asfalt yolla ulaşabiliyoruz.Ayrıca Uludağ’a 3km mesafede yer alan Sarıalan bölgesine de Bursa’dan kalkan teleferiklerle 20 dakikada ulaşılabilir. Teleferiğe çok seneler önce binmiştim. Muhteşem bir o kadar da ürkütücü manzarası halen belleğimde yerini korumaktadır. 

TARİHİ İNKAYA ÇINARI
Uludağ dönüşü, Çekirge (semt) sırtlarında Tarihi Çınar levhasını görünce saptım yol ayrımından. Bu tabelayı da yıllarca görürdüm fakat hiç girmemiştim. 500m kadar yol aldıktan sonra İnkaya köyünün içinde karşınıza tarihin tüm anılarını gövdesinde ve dallarında sakladığını düşündürten yaşlı bir çınar ağacı karşılıyor beni. Aracı park edip tarihi ağacın sevgiyle açmış olduğu kollarının arasında kayboluyorum.Bu yaşlı çınarın yaşamı ile ilgili bilgileri hemen yanı başındaki bir levhada gözlemliyorum. Yaş: 592 Çap : 3 m. Yükseklik :3 5m. Çevresi : 9.40 m. 

Burada yaşlı dostumla vedalaşıp dalıyorum Yeşil Bursa’nın sokaklarına. Hiç bir planım yoktu, nereler gezilir, ne yapılır?

KARAGÖZ-HACİVAT MÜZE EVİ VE ANIT MEZAR
Çekirge’de aracımı park edip, tarihi güzellikleri görmek için yürümeye başlıyorum. İlk karşılaştığım, çocukluğumuzda bayılarak seyrettiğimiz Karagöz-Hacivat tiplemelerinin halen yaşatıldığı ve sonraki kuşaklara aktarılması için genç hayali ustalar yetiştirildiği Karagöz- Hacivat müze evi oluyor. Müzeyi ziyarete girdiğimde bir çok çocuğunda içerden öğretmenleri eşliğinde çıkarken karşılaşıyorum. Halen bu müze evde günün belirli saatlerinde Karagöz-Hacivat orta oyunları büyük heyecanla oynatılmaktaydı. Müzeyi gezebiliyorsunuz, Karagöz ve Hacivat’ın yaşam öyküleri, orta oyunda ki tiplemelerin tanımları ve bunun üzerine araştırma yapmış kişilerin anıları yer almakta müze evde. Temiz ve bakımlı bir müze gezmenizi tavsiye ederim, geçmişe bir kısa yolculuk yapmanız için.

Müzeden çıkınca yolun karşı tarafında Karagöz-Hacivat a ait bir sembolik anıt mezar yer almaktadır. Bu iki tipleme gerçekten var mıydı yoksa halkın kendi gerçekleri ile bu tip bir sahne ile yaşatılması mı idi? Halen bu sorular sıkça sorulmuş olsa da tarihteki anlatımına bir göz atalım; 

Anlatılara göre: Karagöz ve Hacivat demirci ve duvarcı ustası olarak Ulu camii inşaatında çalışırlarken sürekli konuşmaları ve bir şeyler anlatarak diğer işçileri meşgul etmeleri yüzünden cami inşaatında aksamalar olmaya başlamış, Orhangazi bu durumu haber alınca Karagöz’ü yakalatarak idam ettirmiş. Halk buna büyük bir tepki gösterince Hacivat’ı bağışlamış ve onların anısını yaşatmak için konuşmalarını yansıtan deriden yapılmış tasvirleri bir perdede oynatılarak günümüze kadar gelmiştir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ TÜRBESİ
Müze evden çıktıktan sonra Çekirge caddesinde yoluma yürüyerek devam ediyorum. Az ilerde yolun sağ tarafında bir türbe gözüme ilişiyor. Yeşil bir parkın ortasında bulunan bu türbe Süleyman Çelebi’ye ait. Bursa’da 1351-1422 yılları arasında yaşayan Süleyman Çelebi Mevlid’in yazarı olarak bilinmektedir. Türbede bir de alıntı var;  “Allah adın zikredelim evvela-vaciboldur cümle işde her kula”. Saygıdeğer Çelebi’nin türbesini ziyaret ettikten sonra yoluma yürüyerek devam ediyorum. Şimdi ne çıkacaktı karşıma acaba?

BURSA ORMANCILIK MÜZESİ
Arkeolog Bülent karşılıyor müzenin kapsında ziyaretçilerini. Müzeyi ziyaret ettiğimde bu kadar dolu bilgiyle çıkacağımı hiç sanmıyordum. Müzenin içinde eski ormancılık malzemeleri, ağaç ve taş fosiller, çevre ormanlarda yaşayan canlı türlerinden örnekler. Kendi elleri ile oluşturmuş müzeyi arkeolog Bülent, ve dinleyici buldu mu da anlatacak çok şeyi var. Şu ana kadar gezdiğim üç yerde de müze görevlilerinin yakın ilgisi beni şaşırtmıştı. Hem ilgililer hem de bilgili.Neydi bunun sırrı? Az sonra öğrenecektim.

Müze binası Saatçi köşkü diye anılırmış zamanında, Bursa eşrafından Ali Efendiye aitmiş. 19 y.y. sonlarında inşa ettirilmiş. 1936 yılına kadar Köşk olarak kullanımda kalmış ve aynı yıl Orta Orman okulu olarak hizmet vermeye devam etmiş 1949 yılında da kapatılmış. 1983 yılına kadar Orman Müdürlüğü binası olarak hizmet vermiş ve 1989 yılından beridir Orman müzesi olarak hizmet vermektedir.

KENT KÜLTÜRÜ VE KENTLİLİK BİLİNCİ
“Yeşil Bursa hepimizin şehri” diyor Bursa’da yaşayanlar. Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin başlatmış olduğu proje kapsamında halk eğitiliyordu. Bunu sokaklarda, gittiğiniz her yerde hissedebiliyorsunuz. Biraz önce demiştim bu sırrı öğrenecektim.

Bursa’da yaşayan halkın kent kültürü adına bir sloganı olmuş. “Bursa’yı seviyorum, Bursa benim evim, Bursa benim kentim, Bursa benim geleceğim, Bursa benim” Bursa’yı sevmek, evi gibi sahip çıkmaktır”. Müthiş bir şey! Tüm halk sanki aynı lisanı konuşur gibi sokaklarda dolaşıyorlar, biz yabancılara olduğunca nazik ve ilgili davranıp bu farkı anlamamızı ve hissetmemizi sağlamak için ellerinden geleni yapıyorlar.

YEŞİL KENTİN KURALLARI
-Bursa’yı tanımalıyız
-Kentimizin tarihine sahip çıkmalıyız
-Bursa’nın doğasını korumalıyız
-Selamlaşmayı alışkanlık haline getirmeliyiz
-Birlikte yaşadığımız kent halkına karşı nazik olmalıyız
-Komşumuzun haklarını gözetmeliyiz
-Farklı kültürlere açık olmalıyız
-Kentimizi temiz tutmalıyız
-Kamu görevlilerine yardımcı olmalıyız
-Çevremizdekileri rahatsız etmemeliyiz
-Kültürel gelişime önem vermeliyiz 
-Kentin mobilyalarını korumalıyız
-Toplu ulaşım araçlarında kurallara uymalıyız
-Yardımsever olmalıyız
-Katılımcı olmalıyız
-Kentimizin geleceğine sahip çıkmalıyız.

Yazıyordu elime aldığım bir broşürde. Daha sonrada billboardlarda karşılaştım. İki gün kaldığım Bursa’da bu gözlemlerimi çok rahatlıkla yapabildim. Halk şehrine sahip çıkıyordu. Bursa tüm Türkiye’ye örnek olabilecek bir projeye adım atmış ve başarı da insanların yüzlerinde, gözlerinde hissediliyor. 

ATATÜRK KÖŞKÜ VE MÜZE EVİ
Nerde kalmıştım gezmeye? Kafam karışmıştı.Bursa’da şehri gezdikçe, gördükçe tanıdıkça daha da pozitif gelmeye başlamıştı. Bayağı yürümüştüm. Atatürk Köşküne uğramadan gidemezdim. Her şehirde Atatürk’le ilgili bir anı yada bir yapı muhakkak karşıma çıkıyordu. Bu köşk 1923 yılında Atatürk’e Bursa’ya geldiğinde konaklaması için hediye edilmiş. Şubat 1938 tarihinde de Atatürk, köşkü Bursa özel il amirliğine devretmiş ve sonrasında müze olarak günümüze kadar gelmiştir. Köşk iki kat birde çatı katı olmak üzere üç katlı inşa edilmiş. Çatı katı hariç tüm odaları ziyarete açık ve rahatlıkla gezebilirsiniz. Kapıdan içeri girdiğimde, biraz önce tarif etmiş olduğum Bursa’lı bilinci ile bir genç yanıma yaklaşarak hem köşkü gezdirdi hem de anlattı. Köşkte Atatürk’ün çalışma odası, yatak odası, yemek masası, misafir salonu gibi odaları o günkü eşyaları ile muhafaza edilmektedir. En  hoşuma gideni de yemek masası üzerinde 10 kişilik yemek servisinin akşam sanki misafirleri varmışcasına yıllardır hazır beklemesi. Güzel bir andı. Sevgili Ata’mızın oturduğu koltuğa, yattığı yatağına dokunabilmek.

BURSA ARKEOLOJİ MÜZESİ 
Atatürk Köşk’ünün hemen karşısında bulunan Kültürparka doğru yürümeye başlıyorum. Yemyeşil bir dokusuyla insanı sarmalayan bir park. Kısa bir yürüyüş sonrası Kültürpark içinde bulunan Arkeoloji müzesini ziyaret ediyorum. Müzenin kapısından içeri girer girmez aynı şehirlilik bilinci ile karşılanıyorum. Müze görevlisi görevinin bilinciyle bana yardımcı olmaya başlıyor ve sonrasında 4 ana salon ve bir de açık alanda sergilenen antik çağ, Roma ve Bizans dönemine ait antik ve tarihi eserleri geziyorum. Oldukça temiz ve bakımlı bir müze. 

Bursa Arkeoloji Müzesi 1972 yılından bu yana bu binada hizmet vermektedir.Modern müzecilik anlayışı ile dizayn edilmiş müzede Neolitik dönem kalıntıları, Roma devrine ait heykel ve para koleksiyonları, Bizans döneminden kalma eserler ve Bursa ve çevresinden getirilen antik değer içeren bir çok buluntular sergilenmektedir. Dördüncü salonda etkileyici bir şekilde yer alan Üçpınar köyünde bulunan M.Ö 6yy la tarihlenen Tümülüsün 1/1 ölçülerinde benzeri ve Tümülüsün içinden çıkarılan at arabasının onarılarak yapılan sergisi görülmeye değerdir. 

Müzeden çıktıktan ve Kültürpark içinde biraz dolaştıktan sonra aracımı alıp Bursa’nın diğer güzelliklerini görmek için şehir merkezine doğru ilerlerken Çekirge semtinde bulunan Murat Hüdavendigar camii ve Külliye ziyaretimi de yapıyorum. Şehir merkezinde ilk karşılaştığım tablo trafik karmaşası ve aracım için park yeri problemi oluyor. Bir çok katlı otopark olmasına rağmen sadece binek araçlar girmesi için yapılmış bu otoparklara aracım yükseklikten dolayı sığmıyor.Sonun da bir açık otopark bularak şehir gezime başlayabiliyorum.

HANLAR-CAMİLER-TÜRBELER
İlk ziyaretim Koza Han oluyor.Girişinde bir tabela karşılıyor misafirlerini şöyle diyor; “Kozahan 1491 yılında II.Beyazıt tarafından yaptırılmıştır.Çin’den başlayıp Bursa’da son bulan İpek yolunun son durağı olup yıllardan beridir İpek Ticaret merkezi olarak hizmet de kullanılmaktadır” Kapıdan içeri girdiğimde Han’ın iki katlı önlerinin revaklı olduğunu fark ediyorum. Revaklar 40 kubbeden oluşuyor.Üst katta 50 alt katta ise 45 oda yer alıyor. Üst kattaki odaların tamamında şimdilerde ipek ve ipek ürünleri satan dükkanlar yer almaktadır. Alt kattakilerde de turizm ofisleri, çay ocakları ve kahve işletmeleri yer almaktadır. İç avlu tamamen insanların dinlenebileceği kafeterya ve çay bahçesi işletmeleri yer almaktadır. Ben birinde oturup Türk kahvesi eşliğinde etrafı gözlemliyorum. Bir de avlunu tam ortasında kubbeli bir mescit yer almaktadır.

Ulu Camii, Kozahan’dan çıktıktan sonra tüm heybetiyle Ulu camii karşıma çıkıyor. Oldukça kalabalık ziyaretçisi çok fazla, merkezi olması açısından da kalabalık olduğunu düşünüyorum. Kapı girişlerinde tadilatlar var. Kadınlar için giriş çıkış saatleri ve ziyaret günlerini belirten levha dikkatimi çekiyor.

Bursa'nın en heybetli ve en çok cemaat alan camii. Sultan Yıldırım Bayezıd, Niğbolu savaşını kazandıktan sonra 1398-1400 yıllarında inşa ettirmiş. Cami kalın duvarlara ve 12 büyük yığma ayaklara bağlanan kemerlere ve pandantiflere oturan 20 kubbe ile örtülüdür. Orta kısmındaki kubbenin üstü camlıdır. Altında 16 köşeli mermer şadırvan vardır. Caminin inşa edileceği yerdeki yapıların istimlakı sırasında bir kadın evini satmak istemeyince zorla alınmış. Gönül rızası olmadan alınan yerde namaz kılınmaz gerekçesiyle evin yerine gelen kısımda şadırvan yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Komik ama gerçek!!

Ulu Camii ziyaretimden sonra arka sokaklara dalarak eski Hanların bugünlerde kapalı çarşı olarak kullanılmasına tanık oluyorum. Kendimi Osmanlı zamanı sokaklarında gibi hissediyorum. Sanki tarihe yolcuğa çıkmış gibi oluyor insan. Hanlar zamanla yıpranmalarından dolayı tadile edilerek bugün alışveriş ve dinlenme merkezleri olarak hizmet vermektedir.

Gezdiğim hanlar arasında, Emir Han, Aynalı Çarşı, Eski Bakırılar Çarşısı, Gümüşçüler Çarşısı, Fidan Han, İvazpaşa Kapalı Çarşısı(Geyve Han), İpek Han, Pirinç Han

Pirinç Hanın bahçesindeki avluda dinlenebilir çay ve kahvenizi içebilirsiniz, otantik bir ortam hazırlanmış. 

Bursa tarihi anlamda tam bir Hanlar, Medreseler, Camiler, Türbeler şehri. Hepsini gezmek benim için mümkün olmuyor ama gene de önemli olanlardan birkaç tanesini ziyaret etmeden de gitmiyorum.

ORHANGAZİ/ OSMANGAZİ TÜRBELERİ/ SAAT KULESİ
Rotayı Tophane’ye doğru çeviriyorum. Bugünkü Tophane parkının girişinde solunda Osmangazi Türbesi sağında ise Orhangazi Türbeleri yer almaktadır.

Osmangazi ölmeden önce oğlu Orhangazi’ye şöyle seslenir “ Oğul, ben öldüğüm vakit beni Bursa’da sol gümüşlü kubbenin altına koyasın” demiştir. Bursa fethedildikten sonra bu istek yerine getirilmiş ve Osmangazi buraya gömülmüştür. Her iki yapıda zamanla çok hasar görmüşler ve tadil edilerek bugünkü hallerinde ziyaretçileri ağırlamaktadır. 

Tophane parkına kadar gelmişken tarihi saat kulesini de görmeden gitmiyorum. Tophane parkının göbeğinde yer alan kule 1906 yılında yapılmış. Bulunduğu yerden panoramik Bursa manzarasının görünmesi nedeni ile bir ara yangın kulesi olarak da işlev görmüş. Yüksekliği 25m ve 6 katlı olan saat kulesinin üzerinde bulunan tarihi saatler çalışmamaktadır. Gezdiğim şehirlerde görmüş olduğum saat kulelerinin hiç birinde saatler çalışmamaktadır. Neden acaba?

YEŞİL TÜRBE
Kentin doğusuna doğru, trafik karmaşasında yol bularak Yeşil semtine varmaya çalışıyorum. Yeşil semti Bursa’ya tepeden bakan Yeşil Tepe adı verilen bir mevkide yer alıyor. Türbe'ye yeşile bakan çinilerle kaplı olmasından dolayı Yeşil Türbe ismi halk tarafından verilmiştir. Bu türbe renkli işleme sanatının en güzel örneklerinden birini sergilemektedir. 

Büyülenmemek elde değil, günümüze ulaşan en renkli mihraba sahip Yeşil Türbe. Türbenin hemen yanı başında Bursa manzaralı kahvelerden birine oturup, tavşan kanı çayı yudumlarken Bursa’da gezilmesi gereken bir çok tarihi ve dokunaklı mekan daha yer almaktadır. Bunlar arasında, Yıldırım Beyazıt camii ve Türbesi, II.Murad, Cem Sultan, Şehzade Ahmet Türbeleri,Bursa Kalesi, Gölyazı-Apollont vs.Bursa ile ilgili gözlemlerimi de bir bir hafızama kaydediyorum. Görülmesi değer bir şehir olduğunu düşünüyorum. Havada artık akşam saatlerini göstermeye başladığı anda nerede kalacağımı da düşünmeye başlamıştım. Bursa içinde kalmayı düşünmüyordum. Çok uzaklara gitmeyi de.Çünkü daha Bursa’yı gezmeye doyamamıştım. Birden aklıma Mudanya geldi. Yıllardır hep tabelasına bakar geçerdim fakat 20km lik bu yola hiç girmemiştim. Evet bu akşam ki rotam Bursa’nın iskelesi Mudanya…… 

MUDANYA
Şehir kalabalıklığından hemen sıyrılıp, Mudanya karayoluna doğru çeviriyorum rotamı. Düzgün çift şeritli bir otobanla Mudanya’ya yol devam ediyor. Neredeyse Bursa’yla iç içe geçmiş durumda. Binalar, binalar…Neyse bir tepenin üzerinden Gemlik körfezini görmeye başladığımda aracımı durdurup iniyorum, fakat müthiş bir fırtına var dışarıda durmak mümkün olmuyor. Bir iki poz alıp yoluma yokuştan aşağıya sallanarak devam ediyorum. Mudanya’yı tepeden görmeye başladığımda manzara hayal kırıklığı yaratıyor bende. Çok katlı binalar çevrelemiş bu sahil kasabasını. Anlaşılan Bursa’lılar yazında bina ortamlarından çıkıp gene binalar arasında tatillerini geçirmeye buraya geliyorlardı. Tuhaf! Ama niye şaşırıyordum ki, bu hep böyle değimliydi? Mudanya’ya girdiğimde deniz kenarına ulaşmak için binaları aşmanız gerekiyor. Neredeyse sıfır seviyesinde denize yakın yapılmış yerleşimler. Havada karamak üzere artık bu geceyi istemesem de burada geçirecektim. Zira tüm gün Bursa gezisi beni biraz hırpalamıştı. Kendime kalacak bir yer ayarladıktan sonra, Mudanya sokaklarında dolaşmak istiyorum fakat fırtına buna engel oluyor.Yürüyüş bandında denizden gelen dalgaların ıslatmalarına biraz direnerek etrafı gözlemliyorum. Sahilde birkaç kır kahvesi ve restoran var, oturamıyorum çünkü bira satmıyorlar. Ben de birkaç bakkal dolaştıktan sonra ancak bulabildiğim birkaç kutu biramı alıp odama çekiliyorum. Tüm gece fırtına devam ediyor, odanın camından gelen seslerde bunu doğrular durumda :-) Sabah gün doğumuyla birlikte kalkıp Mudanya’yı gündüz gözüyle gezmeye başlıyorum. Mudanya’yı okuldaki tarih kitaplarından hep hatırlarım. Kurtuluş savaşının zaferle noktalandığı ve anlaşmanın yapıldığı tarihi bir mekandır. Mudanya Mütakere Evi’de ziyaretçilere açık tipik bir Osmanlı yapısı. İki katlı olan yapının ilk atında anlaşmanın yapıldığı toplantı ve çalışma odaları, üst katta ise İsmet İnönü ve Asım Gündüz Paşa’nın yatak odaları bulunmaktadır. 

Mudanya tarihte İonya Uygarlığının 12 büyük kentinden biri olarak ev sahipliği yapmış ve M.Ö. VII. .yy.'a tarihlenmektedir. Mudanya’nın antik ismi Apameia Myrieia dır. 

Zeytinbağı (Tirilye), Mudanya’dan rotayı 12 km batısında bulunan Zeytinbağı’na doğru yol alıyorum. Burası Mudanya’ya göre daha sakin bir tatil beldesi. Tarihi dokusundan pek fazla bir şey kaybetmemiş. Burası antik çağdan beri Tirilye adıyla tanınıyor. Tirilye adı bu kıyılarda bolca avlanan barbun balığından geliyormuş. Tirilye deniz kıyısında tepelere kadar uzanan zeytinliklerin eteklerinde, bir vadi içinde, tarihi evleri ile eşsiz bir atmosfere sahip. Zeytini, zeytinyağı ve balığı ile ünlü bu şirin kasabadan ayrılarak tekrar Mudanya yönüne doğru yol alıyorum. Gemlik körfezi kıyı şeridi boyunca ilerleyerek Güzelyalı’ya varıyorum. Burası da şirin bir tatil beldesi fakat Mudanya ile iç içe girmiş ve aynı bina kalabalıklığı burayı da sarmış durumda. Deniz kenarında kısa bir yürüyüş sonrası buradan ayrılıyorum.

GEMLİK (KİUS)
Gemlik körfezini 24km lik sahil yolunu takip ederek Gemlik’e varıyorum. Gemlik, Bursa’nın kuzey batısında aynı adlı körfezden ismini almıştır.

Her sabah sofralarımızın vazgeçilmez tadı zeytinin anavatanıdır Gemlik. Kıyı boyunca başlayan Zeytin işletmeleri bu şirin kasabanın dokusunu değiştirmiş ve oldukça büyümüş. Bende bir de anısı var buranın Annemin babasının memleketi. Çocukken hep buraları ve güzelliklerini anlatırdı dedem bana.Şimdi görse oda tanıyamaz kendi memleketini. 

Gemlik’in antik zamanda ki adı Cius. Burası zamanında Roma, Pers, Bizans egemenliği altında kalmış ta ki Osmanlı İmparatorluğu buralara el atana kadar. Gemlik’te çok fazla kalmadan rotayı İznik’e çeviriyorum..

İZNİK (NİKAİAE)-İZNİK GÖLÜ (ASKANİA)-YENİŞEHİR
Gemlik’ten İznik’e 25km lik yol boyunca bana, İznik gölü eşlik ediyor. Etraf zeytin ağaçları, bağ ve bahçeler ile çevrilmiş durumda. Hava oldukça güzel yol almak için müsait. Tarihi dokusu oldukça zengin bir kasaba İznik. Burası Sadece Bursa’nın değil bütün Marmara Bölge’sinin en önemli tarihi ve turistik yöresidir. İznik’e yaklaştıkça trafik ve insan kalabalığı oranında bir artış gözlemliyorum. Bütün esnaf sokaklarda, dükkanlarının önünde gelen geçeni selamlıyor.Uygun bir yer bulup hem İznik’in tarihi dokusuna hem de halkla sohbete dalıyorum sokak aralarına. Yabancılara ılımlılar, hoşgörü hakim sokaklarda. 

İznik'in etrafı yaklaşık 5 km uzunluğundaki surlarla çevrilmiştir. İlk çağda kurulan kentin ızgara planı aynen korunmaktadır. Bir çok önemli tarihi mekan gözüme ilişiyor. Roma, Bizans ve erken Osmanlı dönemlerine ait çok sayıda eser, tarihsel kent dokusu içinde bugün de yaşanmaktadır. İznik Hristiyanlık dünyasının önemli olaylarına sahne olmuştur. Senato Sarayında 325 yılında I. Konsil, 787 yılında İznik Ayasofya Kilisesi'nde 7. Konsil toplantıları yapılmıştır. 1331 yılında Osmanlı egemenliğine giren İznik, gerçek ününü XIV ve XVI. yüzyıl arası en parlak çağını yaşadığı çinicilik sanatı ile yapmıştır. Bugün bütün dünya müzeleri İznik Çinilerini en kıymetli eser olarak ziyaretçilerine sunmaktadırlar. İznik'te Roma döneminden kalma kent surları ve anıtsal Lefke ve İstanbul Kapıları, Tiyatro'su, Beştaş anıtı, Bizans döneminden kalma Ayasofya ve diğer kilise kalıntıları, Hipoje mezar odası, Osmanlı döneminden kalan Yeşil Cami ile çekici bir turistik merkez olmuştur. İznik Çinilerinin ünü bugün yerli atölyelerindeki sanatkarlarca sürdürülmektedir. 

Göl kenarında ki kır kahvesinde Türk kahvesini yudumlarken balıkçılardan da İznik gölü hakkında bilgi alıyorum. İznik Gölü, Türkiye'nin 5. büyük gölü olarak yerini almış Eskiçağda Askania adıyla anılan göl, bugünkü adını kıyısındaki İznik kasabasından almış. Tektonik bir yapıya sahip olan gölün yüzölçümü 298 km², denizden yüksekliği 85m'dir. Genişliği en dar yerinde 11 km, doğu-batı doğrultusunda uzunluğu 32km'dir. Derinliği kuzeyden güneye doğru artan gölün en derin yeri 65m'dir. Gölün suyu tatlıdır. Artık sularını batı kenarındaki kum ve çakıl yığınları arasından sızarak Garsak Deresi ile Gemlik Körfezi'ne boşaltılıyor. İznik Gölü 1990 yılında sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış durumda. Artık yola koyulma zamanı gelmişti, buradan 20km uzaklıkta bulunan Yenişehir kasabasından geçerek Bursa’ya varmayı planlamıştım. Yenişehir’e geldiğimde notlarımda bir müze evden bahsediyordu. Yenişehir, Şemaki Evi Müzesi, İran'ın Şemaki kasabasından Anadolu'ya gelerek Yenişehir'e yerleşen Şemaki ailesi tarafından XVIII. yüzyılda yaptırılmış. Konak olarak adlandırılabilecek ev iki katlıdır. Zemin katta taşlık ve sağ tarafında mutfak ve kiler, sol tarafında iki oda yer alır. Ahşap bir merdivenle üst kata çıkılıyor. Burada bir sofa, sofaya açılan bir "baş oda" ile biri küçük diğeri büyük iki oda daha yer alıyor. Bu odalarda görülen zengin kalem işi süslemeler dikkat çekicidir. Osmanlı sivil mimarisinin bu eşsiz örneği müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır. Yenişehir yol güzergahında olan bir kasaba olmamasına rağmen bu güzelliği görmek için gelinebilir.

Cumalıkazık Köyü-Oylat MağarasıBugünkü hedefim akşamüstü saatlerinde Kütahya’da olabilmek. Fakat yol aldıkça karşıma çıkan güzellikleri de görmeden geçemiyorum. Acelem yoktu, uzun zamandır da bu kadar keyifli yol almamıştım. Bursa’dan çıkıp İnegöl yönüne doğru yol almaya başladığımda 10km kadar ilerlemiştim ki, Cumalıkazık Köyü tabelasından sapıyorum. Uludağ eteklerine doğru giden yola, yaklaşık 3km sonra köye varıyorsunuz. Osmanlı zamanından kalma evlerin karşıladığı bir köy.Yaşam halen o günlerde gibi devam ediyor sokaklarda. Osmanlıların Bursa civarına yerleşmeye başladıkları yıllarda kurulmuş 700 yıllık bir vakıf köyü Cumalıkazık. Köy tarihi dokusunu bu güne kadar korumuş ve Osmanlı erken döneminin kırsal sivil mimarisinin eşsiz örneklerini bağrında taşımaktadır. Muhakkak görmenizi tavsiye ederim.

İnegöl’ü 10 km kadar geçtikten sonra Domaniç-Tavşanlı tabelasından sağa saparak Kütahya yönüne doğru yol almaya çalışırken, 6-7 km sonra, daha önce hiç duymadığım ve bilmediğim bir tabela gözüme ilişiyor. Oylat Mağarası, hemen sapıyorum.Sapaktan yaklaşık 11 km sonra Oylat mağarasına varıyorum. Sapaktan sonra iki şirin köyden yolum geçiyor. Şirin köyler olmasına rağmen yaşamlarının oldukça kapalı olduğunu gözlemliyorum. Durmadan geçiyorum bu köylerden. Buralarda rakım biraz yükseldi ve havada serin. Mağaranın girişinde bir görevli karşılıyor ve 5 TL giriş ücreti ödeyip giriyorsunuz. Burayla ilgili bilgi soruyorum yada tanıtıcı broşür istiyorum. İngilizce var diyor, alıyorum. Görevlinin Oylat mağarası ile ilgili bana söyleyebildiği tek şey iki yıl önce televizyon için “Kınalı Kar” dizisi çekilmiş burada.

Etraf yüksek dağlarla çevrili ve yemyeşil, hemen mağaranın önünden akan şelalenin getirmiş oldu ses doğadaki bütünlüğü tamamlıyor. Otoparktan yürüyerek 4m lik bir inişten sonra mağaradan içeriye doğru yol almaya başlıyorum, yaklaşık 665m yürüme bandı hazırlanmış seyir için. Oldukça derin bir mağara, loş bir ışıklandırma ve tasavvuf müziği eşliğinde geziyorsunuz. Ortam güzel. Derinlere doğru ilerledikçe sarkıtlar bir bir kendini göstermeye başlıyor. Gezgin ruhumun bana buraları göstermesinden dolayı hoşnudum. Sarkıtlar sanki elle yapılmış gibi büyüleyici bir şekilde duruyorlar. Flash kullanmadan resim çekebiliyorsunuz. Elimdeki broşürden faydalanarak, yüksekliğin 126m ye vardığı noktalar, genişliğin 50m yi bulduğu alanları gözlemliyorum. İçeride nem oldukça fazla, ısıda 15 derece civarında.Yaklaşık 45 dakikada gezimi tamamlıyorum. Dışarıya çıktığımda derin bir nefes alarak Bursa gezimin son noktası olan Oylat Mağarasını da hafızama kaydetmenin mutluluğunu hissediyorum.

Şimdi farklı rotalar ve yeni yerler görmek üzere Direksiyonumu Kütahya’ya çeviriyorum.  Yeni keşiflerde buluşmak üzere.

Hepiniz Sevgiyle kalın.


Melih ERİŞ

 


Yorumlar - Yorum Yaz
MELİH ERİŞ WEB SAYFALARI

NEPAL GEZİLERİ

GÜNEYDOĞU
ASYA GEZİLERİ

 4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ



GEZGİNİN SEYİR DEFTERİ GRUBUMUZ


TÜRK MÜHRÜ PROJEMİZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam42
Toplam Ziyaret179776
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956