• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Mui Ne
    • Vietnam
    • Machupicchu
    • Peru
    • Perito Moreno Buzulu - Patagonya
    • Arjantin
    • Taman Negara
    • Malezya
    • Amazonlar
    • Güney Amerika
    • Kukulkan Piramidi
    • Meksika
    • Kathmandu
    • Nepal
    • Java Adası
    • Endonezya
    • Annapurna Ana Kamp
    • Himalayalar, Nepal
    • Ha Long Bay
    • Vietnam
    • Uyuni Tuz Çölü
    • Bolivya
    • Batu Cave
    • Malezya
    • Barcelona
    • İspanya
    • Boracay
    • Filipinler Boracay
    • Sky Mirror
    • Malezya



İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını,

belki de sadece
keşfetmenin hazzını...


Eğer kendini arıyorsan yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla
gör. Ağaçların fısıltılarını, böceklerin seslerini dinle. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür.
Keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol!
 Melih Eriş

.................................................
GEZİ YAZILARIM

Melih Eriş ile geziler PRONTOTOUR AC Seyahat Acentesi işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.


MELİH ERİŞ REHBERLİĞİNDE GEZİLER
GÜNEYDOĞU ASYA GEZİLERİ











NEPAL GEZİLERİ



4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ


HİNDİSTAN - VARANASİ

ÖLÜLER ŞEHRİ, ÖLÜM ŞEHRİ



Yıllardır kutsal Ganj nehri hep hayallerimi süslemişti. Ganj’da elimi suyuna daldırmak, ayaklarımı sokmak hatta yıkanmak istemişimdir. İçimdeki bastıramadığım bu ses bir gün bu kutsal topraklara kadar getirdi beni. Neydi beni buralara kadar getiren? Varanasi’ye gelmeden belki de bunu hissetmem zordu ama yaşamımda bir şeylerin değişeceğine hep inanmıştım. Her gezdiğim yerden döndüğümde bir şeylerin değiştiği gibi…

Reenkarnasyona inanan biriyim, ama Hindu dinine mensup biri değilim. Esasında hiçbir dine mensup olmadığıma da inanıyorum. Gezip gördükçe tüm dinlerin kendilerine ait olan ritüellerini izlemek hoşuma gidiyor. Sonuçta farklı uygulamalar olsa da hepsi aynı yerde buluşuyorlar. Ölüm...

Ben de şimdi bu ölüm şehrinde ölüme neden bu kadar değer verildiğini gözlemlemeye gelmiştim. Bir Hindistan gezim sırasında yolum geçmişti Varanasi’den. Kaç gün kadar kalacağımı hesaplamamıştım, ortama göre hareket etmeyi düşünüyordum.

Tarihi olarak bakıldığında Varanasi en eski yerleşim merkezlerinden biri olarak 3500 yıllık tarihi ile kayıtlarda yerini almıştır. Kurulduğu dönemlerden beri çilecilerin, dervişlerin, düşünürlerin, tanrıların ve ölülerin meskeni olmuş. Bugün Hindistan’ın Uttar Pradesh eyaletine bağlı Benares, Kaşi diye de anılan Varanasi’de ölüm, burada yaşayanlar için geçim kaynağı olmuş.

Varanasi Hinduların en kutsal şehri olarak anılmak da, kozmik düzenin merkezi, Tanrı Şiva’nın şehri, herkesin yeniden doğumdan, ıstıraptan kurtulduğu mekan olarak anılıyor.

Varanasi sokaklarında dolaşırken  ölüme bu kadar yakın olduğumu hiç hissetmemiştim. Hindular buraya ölmek için, bedenlerinin küllerini Ganj sularına terk etmek için geliyorlardı. Ölümün varlığı kimseyi korkutmuyor, gündelik yaşamın parçası olarak algılanır hale gelmiş. Hinduizm çok pragmatik bir din.

Ghatlara çok yakın Sandhya Guest House'da konaklama yapıyorduk. Ghatlara yürüme mesafesindeyiz, otelin terasından Ganj’ın büyüklüğünü görebiliyordum. Ganj ile ilk karşılaştığım manzara bu olmuştu. Bu görüntü bile içimde bir an önce Ganj kenarına inme isteği oluşturuyordu. Kaldığımız bölgeden, iç içe geçmiş yapılar, labirenti andıran ve iki kişinin karşılaştığında birbirine neredeyse yol verecek durumda olduğu dar sokaklar, bu sokaklarda bulanan dükkanlar ve alışveriş yapmaya çalışanlar, bir de inekleri, maymunları eklersek sokak demekte bile zorlandığımız bu mekanlardan Ghatlara doğru akmaya çalışıyoruz. Ghatlar bu sokaklardan bariz olarak görünmese de bina aralarına giren dar sokakların başlarında Ghatların isimlerini görebileceğiniz tabelalar var, bunları takip ederek Ganj nehrinin kenarına inebiliyorsunuz.

İlk inişimde kalabalığın arasından sıyrılarak çocukların top oynadığı bir tarladan geçip, karşımda duran, yerel bir Racanın inşa ettirmiş olduğu eski bir Hindu tapınağının kapısı kapalı olsa da zorlayarak açtığım ve önündeki ghatlarla buluştuğum ilk nokta olmuştu. Her Ghatın bulunduğu noktada Ghatın ismi yazılıydı ve burası Shivala Ghat.

GHATLAR (IRMAĞA İNAN BASAMAKLAR)
Varanasi’nin en çok ilgi çeken mekanlarıdır. Ghatlar aslında Ganj nehri sularının muson yağmurları zamanında su seviyesinin yükselip alçalması ile ilgili kullanılan basmaklardır. Varanasi’de Ganj nehri kenarında tam tamına 80 kadar Ghat yan yana sıralanmışlar ve Hindu hacıların buradaki dini ritüelleri ve ölü yakma törenleri için hazır beklemektedir.


Ganj nehrinden yükselen basmakların bittiği noktada eski ve tarihi yapılar göze çarpmaktadır. Bu yapıların bazıları şimdilerde Racalara ait olmakla birlikte otel işletmeciliği ve masaj ve yoga salonları olarak kullanılmaktadır. 

DASASWAMEDH GHAT
Merkezi bir konuma sahip olması nedeni ile en çok ziyaret edilen Ghattır. Kelime anlamı Brahma’nın 10 at kurban ettiği yer anlamına gelir. Burası aynı zamanda Ganj nehri üzerinde turist gruplarının tekne turlarına başladıkları noktadır.

MANİKARNİKA  GHAT
Burası da ölülerin yakılması için ayrılmış önemli Ghatlardan biridir. Ganj kenarında bulunan tüm Ghatlara ait anlatımları daha geniş kapsamlı olarak Lonely Planet/ India kitabında bulabilirsiniz.


Bir Hindu Ghatlara geldiğinde, onlar için önemli olan beş kutsal Ghatı sırası ile Assi, Dasaswamedh, Adi Keshawa, Panchganga ve son olarak Manikarnika Ghatlarını ziyaret ederek Pancha Tirtri Yatra ayinini tamamlayarak ritüelini sonlandırırlar.

KAYNAĞINA GERİ DÖNEN NEHİR
Ganj’ın enteresan bir akış yönü vardır. Himalaya’lardan doğarak uzunca bir yol kat edip Varanasi’de 7 km boyunca akar ve sonrasında tekrar kuzeye doğru bir kıvrım yaparak kaynağı olan Himalayalara doğru akmaya devam eder. Bu arada bir çok kollara ayrılarak Hindistan’ın içlerime doğruda akmaya da devam eder (Yamunna nehri). Bu kıvrımı yapan Ganj'ın Varanasi’ye aşık olduğu söylenir.

Ganj’ın kenarına indiğimde ilk olarak yaptığım yıllarca hasretini çektiğim kutsal suya elimi ve ayaklarımı sokmak oldu. Psikolojik olduğuna inandığım bir duygu tüm bedenimi sarmıştı huzur….

Söylenenler gibi suyun pisliği ya da temizliği gibi kavramlar kafamdan geçmiyordu. Burada olmak, etrafta olup biteni gözlemlemek, çamaşırlarını yıkayanlar, suda yıkananlar, ayinlerini yapanlar, gurular, birde şaşkınlık içinde bizler basamaklarda yığılıp kalmıştım. Bir müddet basamaklarda oturdum, kendime geldikten sonra, Ghatları yürümeye başladım. Arkadaşlarımdan ayrılmıştım, yalnız kalmak istiyordum. İlginç manzaralar eşliğinde bir o yana bir bu yana savruldum, kendimi toparlamakta zorlanıyordum. Rüya alemindeyim sanki. Hava karmıştı ve otelin yolunu tuttum. Sabah gün doğmadan gelmeyi, ben de kendimce ritüeller yapmayı planlamıştım. Dar sokaklardan ilerleyerek otelin yolunu bulmaya çalıştım. Ghatlara girdiğim yolla şimdi gittiğim yol aynı değildi ama otelci bana bir kroki vermişti ona göre yolumu bulmam kolaylaşmıştı. Otele vardığımda arkadaşlarım akşam sofrasında yerlerini almışlardı, ben de dahil olarak Hint mutfağının eşsiz tatlarından faydalandım.

Gece saat 00.00'ı geçmiş içim tekrar Ganj kenarına inip gece yaşananları görmek istiyor. Arkadaşlarla hareket ediyoruz. Akşam saatlerinin getirmiş olduğu hareketlilik bu dar sokaklarda tamamen ölümün sessizliğine bırakmıştı kendini. İçimiz ürpermiyor değil bu ara sokaklardan yol alırken. Gecenin sessizliğinde, karanlıktan bir çok insanlar yolumuzu keserek yardım etmek istiyorlar. Bu güruhtan sıyrılarak, sanki yıllarca buralarda yaşar edasında ilerleyip Burning Ghata (ölü yakılan ghat) varıyoruz. Ölümü bu kadar yakın hissedeceğiniz başka bir yer yoktur sanıyorum. Bizim yaptığımız ise büyük cesaret ve inanç! (1 erkek, 5 kız). Tarif edilemez bir kalabalık, ölüler gecenin sessizliğinde bir bir Ganj kenarına getiriliyor ve yakılmak için hazırlanmış odun kütlelerinin üzerine bırakılıyorlardı. Kalabalık bizi rahatsız etmiyordu ama ne işimiz var buralarda diye de şaşkınlık bakışları yüzlerden okunuyordu. Topluluktan sürekli aynı mantra yükseliyor Rama Nam Satya Hai. Ölüler geldikçe daha da hızlanıyor. Rama Nam. Rama Nam. Bu sözler ölülerin hiç bitmeyen şarkısının sözleri..

Akın akın gelen kalabalık, ölülerin ritüellerini yapmaya başlıyor. Hindular Varannassi’de yakılan ölülerinin kurtuluşa varacağına inanıyorlardı. Ayrıca bir Hindu için Varanasi’de ölmek ruhun tekrar tekrar dünyaya gelmesini de önlemiş oluyordu (moksha). Her gün defalarca tekrarlanan törenlerde, ölünün akrabaları, onu alevlere teslim etmeden önce son kez Ganj’a daldırıyor, sandal ağacından hazırlanmış odunların üzerine yerleştirip, odunları tutuşturup etrafında daire oluşturuyorlar, ölünün vücuduna kutsal merhemler sürüyorlardı. İyi bir alev için 350 kilo oduna ihtiyaç duyuluyor. Her gün bu odunlar taşınıyor ve buraya getirilip belli bir nizamda diziliyorlar. 

BURNING GHAT(ÖLÜ YAKILAN GHATLAR)
Hemen hemen hepsi günahlardan arınma ve ibadet için kullanılan Ghatlarda bazıları ölü yakma törenleri için ayrılmıştır. Bunlardan en önemlisi de Manikarnika Ghat dır.


Bu ghatlarda ölü yakma törenleri neredeyse kesintisiz 24 saat devam etmektedir. Hindistan’ın hemen hemen her bölgesinden getirilen ölüler için uzun kuyruklar oluşmakta ve bir ölünün yakılması ve sonrasındaki temizlik işlemleri 3 saat kadar zaman almaktadır. Yakma işleminden sonra yarım kova kadar kül kalır ve bu küllerde Ganj nehrinin akan sularına bırakılarak bedenden ayrılmış ruhun ruhlar aleminde bağımsız kalması sağlanmış olur.

Bir çok yerde odun yığınları üzerinde yanan bedenler var ve yenileri de ekleniyor. 24 saat mesai devam ediyor. Şaşkınlıkla izliyorum. Bu kadar yakından ve canlı olarak ölü yakma töreni izlemek insanı hayretlere düşürmüyor değil! Sorgulama geçiyor kafamdan, kimi dinler ölülerini yakıyor, kimileri toprağa gömüyor kimileri ise parçalayıp kartallara yem ediyor. Bunun böyle olması bir denge mi? Doğrusu var mı? Yakılmak, gömülmek, parçalara ayrılmak nedir aslı? Karmaşık duygular var içimde, tarifsiz, dini inançları sorgulamıyorum. Görüyorum ki şu an hepsi yersiz ve anlamını yitiriyor. Her şey Tanrı adına oluyorsa bu karmaşa ne? Sadece bunları gözlemlemek için mi bu kadar yol kat etmiştim. Hayır! O an birkaç gün daha burada kalmak ve değişimleri gözlemlemek istiyorum. Etrafımda arkadaşlarımı göremiyorum. Herkes bir yere dağıldı sanıyorum. 

Ölü yakma ritüellerinde ölen kişinin en büyük oğlu tüm organizasyonu üstleniyor. Oğul yoksa en yakın akrabanın erkek olanı bu görevi üstleniyor. Kadınlar ölü yakma törenlerini arka kısımlardan izleyerek yetiniyorlar. Görevli olan kişi, kemikler, çiçekler, inek pislikleri arasında ölüyü yakma töreni işlemi için hazırlıyor. Odunu üzerine yerleştirilen samanlara ve oduna daha iyi yanması için Ghee adı verilen sızma yağ sürülüyor, ayrıca kötü kokmaması için çeşitli baharatlar, pudra ve sandal ağacı tozu serpiliyor. Bir de ölünün ağzına pirinç taneleri yerleştiriliyor. Sonunda da Ganj suyundan ağzına son kez su damlatarak hazır hale getiriyor. Odunları tutuşturması için yakılan kutsal ateşi ölünün bedeninin yattığı odunlara dokundurur ve ayin başlar. Ateşin yanması ile ölünün yakınları ilahiler söylemeye başlar ve Puja yapılır.

Her dakikası hareketli geçen bu mekanın sönmeyen ebedi ateşin etrafında da ticaretin de aralıksız sürdüğünü gözlemliyorum.Geceleri burada huzur bulmak imkansız. Her yerde bir hareketlilik var. Cenaze levazımatçıları, dilenciler, çileciler, satıcılar, ansızın karşımıza çıkıveriyorlar. Burada her şey ücrete tabi. Neredeyse insanlık tarihinin başladığı günden beri yanmakta olduğuna inanılan Manikarna Ghattaki ateş bile! Burası ölüler diyarı. Her köşede yanmış ceset kokusu, taşlaşmış bakışlar, donuk yüzler. Ama etrafta elemin kol gezdiğini düşünmek kadim zamanlarda yazılanlardan bir haber olmakla ancak ilişkilendirebilirim.

“Hiç okumamış olsanız da onlar mutluluğun sözcükleri, çığlıkları” işitebiliyorum, hissediyorum.

Efsanelerde Tanrı Şiva’nın bir zamanlar yüzüklerini kaybettiğine, kainatın ve ateşin sonsuza dek yanacağına inanıldığı bu basamaklarda ölüm; saf mutluluk, kurtuluş diğer bir değişle “moksha” demek. Ölüm ve yeniden doğumun acı dolu döngüsünden kurtulmak, dünyevi azaplardan arınmak için burada yakılmak istemeyen tek bir Hindu yoktur diye düşünüyorum.

İnanılamaz bir gece, tüm büyüsüyle devam ediyor. Gözlerimi dört açıp etrafta olan biteni gözlemlemeye çalışıyorum. İlginç kareler görmeye devam ediyorum. Satıcıların aynı kast sisteminden olup buranın düzenini belirlediklerini öğreniyorum. Onların dışında kendi başınıza gelip ölünüzü yakamıyorsunuz. Ölüyü yakmak da, gömmek de parayla işe bak! :)). Yanan ölülerin arasında dolaşan inekleri, ölülerin kemiklerini kapmaya çalışan köpekleri görüyorum. Daha neler görecektim acaba? Yanıma arada bir gelen meraklı Hindulardan aldığım bilgiye göre, yakılan kadınların bel ve kalça bölgelerindeki kemikler, erkeklerin göğüs bölgesindeki kemikler en zor yanan bölgeleri olduğunu ifade ediyor. Bu arada bir arkadaşımın bana yaklaştığını görüyorum, beti benzi atmış durumda. Ne oldu? Guru görmüş ve onunla sohbet etmiş. Gurunun bir iki kelimesi onun yaşamını sorgulamasına yetmiş ve gidelim buradan diyordu. Ekibi toparlayıp otelin yolunu tuttuğumuzda saat 04.00'ü gösteriyordu.

GURU
Hindistan’ın meşhur çilekeşleri. Hindistan’ın tamamını yürüyerek neredeyse gezerler ve son nokta olarak Varanasi’de yaşamlarına devam ederler. Dünya zevklerinden kendilerini arındırmış, birkaç lokma ile yaşayabilen aydınlanmış varlıklar. Bütün gün otururlar ve çok az konuşurlar. Sana baktıklarında ise gerçekte duyman gereken ne ise onu söylerler. Sadece iki kelime yeterlidir, tüm yaşamını değiştirmeye. Ya kendin olursun yada hiçbir şey!


Bu gecenin şokunu ancak güzel bir uyku belki bozabilir düşüncesiyle yatağıma uzanıyorum. Sabah Varanasi’yi biraz turlamayı umut ederek uykuya dalmışım.

Sabah otelin terasına çıktığımda Ganj nehrinin üzerinde ve hatta Varanasi üzerini kaplamış duman bulutunu gözlemleyebiliyorum. Tüm gün yanan ölülerin dumanı ölüm şehri üzerine çökmüş durumda. Otelin terasında güzel bir kahvaltı, turistik sakin bir otel. Varanasi sokaklarında turlamak için sokaklara akıyorum. Büyük bir insan kalabalığı Varanasi’de doruk noktasına ulaşmış durumda. Caddeler kaldırım görevini görürcesine insanlar buralarda yürümekte, kaldırımlar da ise satıcılar, dilenciler ve evsizler tarafından işgal edilmiş. Caddelerdeki yoğun kalabalıklar trafiğin akışını da engelliyorlar. Bu caddelerde motorlu taşıtların yürümesi nerede ise imkansız hale gelmiş. Bu sebeple halk ulaşım için rikshaw ve bisiklet rikshaw araçlarını kullanmaktadır. Varanasi’yi gezmek bu kalabalıktan dolayı benim için bir kabus haline dönüşüveriyor.Havadaki ölülerin dumanına birde motorlardan çıkan gaz dumanı eklenince nefes almakta zor olmaya başlıyor ve otele dönüp soğuk bira içmek istiyorum. Ölüm şehrinde, otellerde, sokaklarda içki satılması yasak. Bar, disko ve gece kulübü gibi ortamlar yok. Bu şehirde eğlence yasak. Otelci bu isteğimi geri çevirmiyor ve bana kutuların içine saklamış olduğu soğuk biralarından ikram ediyor. Bugün biraz otelde vakit geçirip tekrar ghatlara inip yıkanmayı ve oradaki insanları bir de gündüz gözü ile izlemeyi düşünüyorum.

Dar sokaklardan ilerleyerek Anandmajed Ghata iniyorum. Basamakların suyla buluştuğu noktada Hindular yıkanma ayinlerini yapıp çamaşırlarını yıkıyorlar. Bir müddet basamaklarda oturup seyre dalıyorum ve kendime geldiğimde onlarla yıkanıp, çamaşırlarımı yıkarken buluyorum. Ganj’a girmiştim, çamaşırlarımı yıkamıştım. Bunların hepsi tanıdık geliyordu bana. Oradakilerle sohbet ediyoruz, hoşlarına gidiyor orada olmam ve onlarla birlikte yıkanmam. Nehirde turlayan turist tekneleri de benim fotoğraflarımı çekerek karelerine ekliyorlar. Kim bilir kimlerin anısında ve karelerinde yer almıştım. Buradan ayrıldıktan sonra bayanların yıkandığı ghatın önünden geçerken bizim kızların da Ganj suyunun içinde eğlendiklerini ve yıkandıklarını görmem beni mutlu ediyor. Onlara seslenmeden oradan geçip ilerliyorum. Rano Ghatın önünde basamaklarda oturup Ganj'a doğru seyre dalmışken, suda atlayan ne olduğunu anlayamadığım bir varlık görüyorum. Yanıldığımı düşünüyorken bir kez daha koca kafasını gösteriyor. Büyük Ganj balığı. 

Ganj Yunusu, o güne kadar hiçbir bilgim olmadığını anladığım bir türle karşılaşmıştım. Buralarda Ganj yunusu olarak anılıyor. Tatlı su yunusları. Bu bölgenin dışında Nepal’de olduğundan bahsediliyor. Nehirde yaşayan küçük balıklarla besleniyorlar ve körlermiş. Küçükken kahverengi olan bu yunuslar büyüdükçe gri rengi alıyorlar. Boyları da yaklaşık 2 metre civarında. 20 yıldır bu bölgede yaşamaktalar.

Az sonra diğer arkadaşlarımın da geldiğini fark ettiğimde onlarda bana gördükleri bu canavarımsı balığı anlatıyorlar büyük bir heyecanla. Ölülerin yakıldığı Manikarnika Ghat'a doğru ilerliyoruz. Bir de gündüz gözü ile seyretmek istiyorum. Fotoğraf çekmek hoş karşılanmadığı için kameralarımızı çıkarmıyoruz. Gece görüntülerinden farklı olarak turistler ve suyun içinde eşeleme yapan insanları görüyorum. Bu insanlar ölülerin kömürleşmiş bedenlerinden arta kalan küpeler, burun halkaları, yüzükler, dişler vs. gibi altın parçalarını bulmaya çalışıyorlar ellerinde süzgeçe benzeyen aletlerle. Bu insanlara altın yıkayıcıları deniliyor ve akşamki ateş yakma sistemini organize edenlere bağlı olarak çalışıyorlar. Hırsızlık olmaması için sürekli gözlem altındalar. Ölüden geriye kalan metal parçaları da bir sektör oluşturmuş durumda. 

Kulak temizleyicisi görüyorum, ölülerin küllerinden havada uçuşan küçük artıkların insanların kulaklarına yerleşmesi sebebi ile bu tip insanlar için o kulakları temizlemek geçim kaynağı olmuş. Yanımdaki birinin kulağından çıkarmış bir kıymığı gösteriyor zafer edasıyla. İşte Ganj sektörü...

Biraz daha yakından bakmak için ilerlediğimizde hoş olmayan manzaralar bazı arkadaşlarımın midesinin bulanmasına ve iğrenmesine neden oluyor. İnsan kemiklerini yiyen köpekler, kıyıya vurmuş çocuk cesedi. Artık buradan uzaklaşıp Ganj da gezinmek için kayık kiralıyoruz.

Kayıkçı çocuk bize hamile kadınların ve 5 yaşına kadar olan çocukların yakılmadığını, direk Ganj nehri sularına bırakıldığını anlatıyor. Kasım ayı olması sebebi ile Ganj sularında azalma olması karşı kıyıya çıkmak için fırsat yaratıyor. Buradan Ganj nehrinin karşı kıyısını karelerimize ekliyoruz. Gezimize devam ederken suda akıntıyla yüzen çocuk cesedi gezimiz tamamlamamıza sebep veriyor. Bindiğimiz yerde inip artık otele doğru yönleniyoruz. Harishchandra Ghata geldiğimizde farklı bir sistemle ölü yakma ayinlerinin düzenlediğini fark ediyorum. Bu ghatta hükümet izniyle elektrikli fırınlarda ölüler yakılıyor. Bu sistemle genelde soylu aileler yakılıyor ve burada ateş bedava. Burada ateşe fiyat biçilmiyor.

Biraz da alışveriş için Ghatların hemen arkasındaki dar sokaklara dalıyoruz. Rengarenk dükkanlar, seyahat acenteleri, restoranlar hepsi bir arada bulunuyor. Renkli bir alışveriş sonrasında otelimize dönüyoruz. Yarın akşam dönmeye karar verdik ve Delhi’ye giden tren biletlerimizi ayarlamıştık.

Şu ana kadar bilgilerimdeki değişikliğin dışında içsel değişimi getirecek bir durum yaşamamıştım. Ama bunu bulmalıydım. Sabaha karşı 04.00'de kalkarak ölümün kol gezdiği ıssız sokaklardan ilerleyerek indim basamaklara. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen hava ılıktı, basamaklarda ilerledikçe uyuyan insanlar ve gün doğumunu bekleyenler yüzler gözüme ilişmişti. Kendime uygun bir yer bulup meditasyon için oturdum fakat sivrisinek akınından dolayı bir türlü konsantre olamıyordum. Kalktım yürüdüm ve nereye gittiğimi hiç düşünmeden gidiyordum, havada gün ağarmaları belirmeye başlamıştı. Ram ghata kadar gelmiştim. Basamakların üzerindeki bir yükseltide oturup meditasyon yapan beyazlar içinde parlayan bir guru gördüm. Yanına yaklaşarak usulca ayakkabılarımı çıkartıp yanına çöktüm. Bir çekim olmuştu sanki. Gözlerimi kapattım ve ondan bana gelecekler için konsantre olmaya çalıştım. Gözlerimi açtığımda etrafının kalabalık olduğunu ve saatinde bayağı ilerlemiş olduğunu fark ettim. O ana kadar kalabalığı hiç hissetmemiştim. Kalkarken sadece gözlerime baktı “mesajımı aldın mı” der gibisine. Ben de ona saygıyla eğilerek evet dedim. Ne olduğunu bulacağım dedim. Bana ondan gelen mesaj; “ufak bir yerde takılıyorsun bunu aşman gerek” diyordu. Neydi acaba? Bunu ancak Türkiye’ye döndüğümde anlayabilecektim. 

O gece Varanasi’den trenle Delhi’ye doğru hareket ettik. Yolda çok sorguladım. Acaba değişim ne yönde olacaktı. İnanıyordum, bunu ancak memleketimde hissedebilecektim. Bu kadar ufak bir bilgi için bile bunca yol kat etmeye değiyor. Bunun hiçbir maddi değeri yok. Her yolculuğumun sonrasında bir diğeri için hazırlık olduğunu biliyordum. Neydi neydi neydi?

Maddi bedenimle ruhsal bedenim arasında bir çok şeyi değiştirebilmiştim bu gezilerimin sonunda. İnsanlar Varanasi’ye ölmeye, ölümü beklemeye geliyorlardı. Arzuları bu son bedenleri olması idi. Ben de inancım doğrultusunda bu beden içinde tekrar doğmaya gelmiş olamaz mıydım?

Türkiye’ye, şehrime döndüğümde, birkaç gün geçmeden gurunun bana anlatmak istediği “ufak bir yerde takılıyorsun” u bulmuştum. İŞ… Masa başı çalışmaları, ömrümüzün gelir kaynağı olması üzerine bedenlerimizi ruhumuzu çürüttüğümüz yer. İş bir hapishane idi. Bu ufak pürüzü ortadan hemen kaldırdım ve o günden beri artık masa başında hizmet etmeyecektim. İşi bıraktım.

Bugün karşılaştığımda fiziksel olarak tanıyamayacak olsam da Guru’ya sonsuz teşekkürler. Ben ilk önce Ganj’a gitmem konusunda kendimi, sonra da gittiğimde onu dinledim. Siz de beni dinleyin ve yolunuz bir gün muhakkak kutsal Ganj ve Varanasi’den geçsin... Size yaşamınız için söyleyecek bir şey bulacaktır. 

Hepiniz sevgiyle kalın.

Melih Eriş

 


Yorumlar - Yorum Yaz
MELİH ERİŞ WEB SAYFALARI

NEPAL GEZİLERİ

GÜNEYDOĞU
ASYA GEZİLERİ

 4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ



GEZGİNİN SEYİR DEFTERİ GRUBUMUZ


TÜRK MÜHRÜ PROJEMİZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret179841
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956