• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Mui Ne
    • Vietnam
    • Machupicchu
    • Peru
    • Perito Moreno Buzulu - Patagonya
    • Arjantin
    • Taman Negara
    • Malezya
    • Amazonlar
    • Güney Amerika
    • Kukulkan Piramidi
    • Meksika
    • Kathmandu
    • Nepal
    • Java Adası
    • Endonezya
    • Annapurna Ana Kamp
    • Himalayalar, Nepal
    • Ha Long Bay
    • Vietnam
    • Uyuni Tuz Çölü
    • Bolivya
    • Batu Cave
    • Malezya
    • Barcelona
    • İspanya
    • Boracay
    • Filipinler Boracay
    • Sky Mirror
    • Malezya



İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını,

belki de sadece
keşfetmenin hazzını...


Eğer kendini arıyorsan yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla
gör. Ağaçların fısıltılarını, böceklerin seslerini dinle. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür.
Keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol!
 Melih Eriş

.................................................
GEZİ YAZILARIM

Melih Eriş ile geziler PRONTOTOUR AC Seyahat Acentesi işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.


MELİH ERİŞ REHBERLİĞİNDE GEZİLER
GÜNEYDOĞU ASYA GEZİLERİ











NEPAL GEZİLERİ



4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ


BATI AKDENİZ - GÜNEY EGE YOLUNDA 40 GÜN 2

BATI AKDENİZ - GÜNEY EGE YOLUNDA 40 GÜN 2

 

KAYAKÖY (HİSARÖNÜ)
Kayaköy, Fethiye’ye 15 km mesafede olup Ölüdeniz yolu takip ederek ulaşabilirsiniz. Burası görülmesi gereken bir yer olduğunu düşünüyorum. Kayaköy’ün tarihi M.Ö.4 yy'a kadar dayanıyor. En son Kurtuluş savaşı zamanında Batı Trakya Türkleri ile burada yaşan Rumlar takas yolu ile göçe zorlanmışlar. Buraya yerleşen Türkler köye uyum sağlayamamışlar ve buradan göçmüşler. O günden bugüne terk edilmiş olarak turizme ve ziyaretçilere açılmış durumda. Terk edilmiş 800 ev, 2 kilise, 2 okul, 1 çeşme ve 1 gümrük binası durmaktadır. Doğal olarak zamanla yapılarda tahribatlar oluşmuş ama büyüleyici bir yer. Etrafında bir çok pansiyon ve kafeterya mevcuttur.

GÜNLÜKLÜ-KATRANCI-KİLLE KOYLARI
Fethiye’den kuzeye güney Ege’ye doğru yol almaya başladım. Fethiye-Dalaman karayolu üzerinde üç güzel koyu görme fırsatı yakaladım.

Günlüklü, karayolu üzerinden 1km deniz tarafına doğru girdiğinizde Günlük ağaçları ile kaplanmış bir ormanın içinde buluyorsunuz kendinizi. Burası büyük bir kumsalı olan kamp alanıdır. Kapıdaki görevli ile yaptığım sohbetle çok ilginç bilgiler alıyorum. Günlük ağaçlarının dünyada iki yerde olduğunu söylüyor. Kanada ve Türkiye’de. Günlük ağaçlarının insanlar üzerindeki tedavi imkanlarını anlatıyor. Havası çok temiz ve bol oksijen içeriyor, astım ve nefes darlığı hastalıklarına iyi geliyormuş. Birde ağaçların suyundan vücuda sürülen parfümler üretiliyormuş. Çok büyüleyici bir ortam. Muhakkak görün ve hatta birkaç gün kamp yapabilirsiniz.

Katrancı koyu, Dalaman’a doğru ilerlerken yol üzerinden 1 km deniz tarafına doğru iniyorsunuz. Şirin ve temiz bir koy. Kamping ve bungolaw kiralanabiliyor. Burada serinledikten sonra yoluma devam ediyorum.

Kille koyu, yeni açılan Göcek tünel çıkışının hemen solunda denize doğru toprak bir yol ayrılıyor. Levha yok. Yaklaşık 12 kmlik stabilize bir yol (binek araçların rahatlıkla gidebileceği) Kille koyuna ulaştırıyor. Yol üzerinde bir tepeye geliyorsunuz, yol ayrımı var, sola sapacaksınız. Bakir bir koy yatçıların uğrak yeri. Deniz tertemiz, isterseniz çadırınızı burada konaklamak için kurabilirsiniz. Buradan dönüş için aynı yolu kullanıp karayoluna çıkıyorsunuz. Bundan sonra Dalaman yönüne sapacaksınız.

SARSALA KOYU-KAPIKARGIN GÖLÜ (DALAMAN)
Sarsala koyu, aldığım tarifler üzerine gittiğim bir yer. Dalaman havalimanına giderken sola Sarsala koyu levhası var. Yol ayrımından 12 km denize doğru yol alınıyor. Araç için son durak, yol bitiyor.

Bu koy çevre koruma tarafından koruma altına alınmış durumda. Tesis yok. Yatçıların uğrak yeri. Burada 3 gün konaklıyorum. Amacım Kapıdağ yarım adasını yürüyerek keşfetmek. Sabah erken kalkıyorum ve resimde görülen yarımada yürüyüşüne başlıyorum. Likya yolu gibi patika yollardan geçiyorum. Yollar işaretlenmiş, kaybolmak imkansız. Dar patika yollardan yürüdükçe kıyılara bağlanmış yatların muazzamlığını görünce şaşırıyorum. Sanki dünyanın bütün yatları burada demirlemiş gibi. Buralar doğal havuz gibi, rüzgar ve dalga yok. Yatlar buraya 12 adalardan giriş yapıp demirliyorlar. Yürüyüş yolunda yatçılar için servis veren birçok restoran gördüm. Yatçıların günlük ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Hamam koyunda (manastır) bir restoranta girip sohbet ediyorum. Yarısı suların içine gömülmüş antik bir manastır geçmişi fısıldıyor sanki kulaklarımıza. İşletmenin sahibi Recep Dayı hoş sohbet biri, buraları anlat bana. “Yürüyerek ender insan gelir buralara sen nerden düştün” diyor. Biraz soluklandıktan sonra yürüyüşüme devam ediyorum. Deniz o kadar berrak ki her ayrıntıyı seçebiliyorsunuz. Yolum Kapıarası'na geliyor, buralarda bir antik kent olduğunu duymuştum. Çoban Mıstık çıkıyor o sırada karşıma. Buyur ediyor, çay demliyor ve sohbete dalıyoruz. Antik şehrin yolunu tarif ediyor. Sandal ağaçlarının arasında geçiyorum. Tabi bu arada aşağıda Çamlı ve Göben koyları davetkar bir şekilde kendini gösteriyor. Anadolu’nun taşı toprağı tarih sözü haklı çıkarcasına karşıma yarımadanın ucunda Lydia antik kenti beliriyor. Aynı hisleri burada tekrar yaşıyorum. Bu antik kenti nasıl yaptınız buraya? Tepeye vardığımda sağım solum Akdeniz. Lydia antik kenti ile ilgili bilgi yok. Kazı çalışması yapılmamış. Su yok o yörelerde, çobanlara sordum nasıl temin ettiklerini. Antik kent zamanından kalma biraz restore ederek, yağmur sularının biriktirdikleri depoları kullanıyorlar. Yola devam ettiğim her yer denizle kesişiyor. Günlük, keçiboynuzu, zeytin ve sandal ağaçları sarmış tüm yarımadayı. Dönüş yoluna başladığımda sol tarafımda Gökgemile koyu beliveriyor. Masmavi ve tertemiz bir koy. Oraya inemiyorum artık yorgunluk belirtileri zorluyor beni. O günlük yürüyüşümü 7 saatte tamamlıyorum. Sarsala’ya geldiğimde toz kaplamış bedenimi deniz sularına bırakarak arınıyorum.

Kapıdağ Yarımadası'na Fethiye ve Göcek’ten kalkan günübirlik teknelerle de ulaşılabiliyor. Kapıkargın Gölü, Sarsala koyundan dönüşe başladığımda yol üzerinde birbirine kanallarla bağlanmış dört gölün en büyüğü Kapıkargın gölü. Sabah kahvaltımı yapıp yoluma devam ediyorum.

SARIGERME (PİSİLİS)-KÜKÜRT HAVUZU
Sarıgerme, kumsalı ile meşhur bir yerleşim yeri. Burada denize girmeden geçmeyin. Altın sarısı kumları mavi bayraklı denizi ile tertemiz bir kumsal. Kumsal çevre koruma tarafından koruma altında. Burada rehber Suat’tan birkaç yer tarifi alıyorum. Turistlerin ilgisini çeken yengeç yakalama kumsalına rotamı çeviriyorum. Sarıgerme’ye 4 km uzaklıkta. Büyük yengeçlerin birbirleri ile kavgalarını izliyorum ve yakalanma sahnelerini daha fazla izlememeden ayrılıyorum oradan.

Kükürt havuzu, doğal terapi, Sarıgerme’ye 6 km mesafede bir doğal oluşum. İnsanlar tedavi olmak için geliyorlar. Birçok şeye iyi geliyormuş. Kayaların arasından mavi kükürtlü sular fışkırıyor. Yaz kış 26 derece oluyormuş suyun ısısı. Su içilebiliyor, romatizma, kireçlenme ve yapılan çamur banyosu cilt lekelerine iyi geliyor. Günübirlik ziyaretçiler için ufak tesis mevcut.

Sarıgerme yeni bir yerleşim yeri olduğu için henüz pek bilinmiyor. Eski adı haritalarda Osmaniye olarak geçiyor. Merkezde gezerken safari turları düzenleyen arkadaşlara konuk oluyorum. Bugün pek acelem yok zira akşama Dalaman havaalanından arkadaşlarımı alacağım. İki gün bana konuk olacaklar. Bu gezilerimde bir çok arkadaşım bulunduğum mevkiye göre bana konuk oluyorlar. Sabah rotam Aşı koyu…

DALYAN-AŞI KOYU
Aşı koyu, Sarıgerme’ye 16 km uzaklıkta bozuk bir toprak yol ile ulaşılıyor. Önünüze bir araç takılırsa toz çekilmez oluyor. Koy göründüğünde onca toz bir anda üzerinizden silkeleniyor ve güzellik sizi büyülüyor. Bakir bir koy pek fazla duyulmamış bir yer. Yatçıların uğrak yeri ve onlar için bir tesis kurulmuş bile. Sakin olmakla birlikte berrak suları sizi hemen içine çekiveriyor. Bir de hikayesi var. Eskiden korsanlar korunmak için bu koyu kullanırlarmış. Hakikaten iç içe girmiş adacıklar bir sığınak oluşturuyor. Orada tanıştığım insanlarla sohbet uzuyor saatler geçiyor. Akşam orada kalıyorum.

Aşı koyundan toprak yolu takip ederek Dalyan’a doğru ilerliyorum. Daha önce aldığım bilgiye göre yol üzerinde dağın zirvesinde radar olduğunu söylemişlerdi. Oradan tüm Dalyan, köyceğiz gölü ayaklar altına geliyordu. Buldum orayı. Tarifi düzgün almazsanız dağ yolu olduğu için bir çok sapak var kaçırabilirsiniz. Muhteşem manzara. Aman Tanrım neredeyim dedirten bir görünüm. İztuzu sahili dünyaca bilinen Caretta Caretta'ların mekanı. Arkada Dalyan kanalları ve gölleri. Buradan Dalyan’a iniyorum. Oldukça fazla turist var sokaklarda ve çok kalabalık. Hemen çıkıyorum buradan. Zaten Dalyan bilinen bir yer olduğu için anlatacak fazla bir şey yok.

Rotam Ortaca. Girdev yaylasında tanıştığım birini ziyaret edeceğim. Bana bu yöre ile ilgili bazı yerlerden bahsetmişti. Hem merhaba hem de bilgi için girdim Ortaca’ya…Sevgiyle çoşkuyla karşılandım. Hemen çay, yemek ikramları ve yol tarifler başladı. Heyecanla anlatıyorlardı, çok hoşuma gitmişti.

CEHENNEM DERESİ KANYONU-TOPGÖZ-YUVARLAKÇAY (ÇİÇEKBABADAĞ)

Artık denizden dağlara doğru yol almaya başladım. Ortaca’dan çıkıp Köyceğiz’e doğru giderken Beyobası yol ayrımından saptım. Hangisini ilk önce bulacağımı bilmeden yola koyuldum. Yuvarlakçay’ı sağına al demişlerdi. Oradan bir toprak yola girdim. Bu yol beni Yuvarlakçay’ın doğduğu yere Topgöz’e çıkardı. Su pırıl pırıl fışkırıyordu. Suyun kaynağı pekte büyük sayılmazdı ama aşağı doğru aktıkça gürleşiyor ve büyük nehir haline geliyordu.

Suyun kaynağını bırakıp arkasındaki seti aştıktan sonra Yuvarlakçay kanyonuna giriyorsunuz. Yürümek için çok iyi parkur. Yaklaşık 6 km kadar yürüdüğümü sanıyorum ama sonu yok. Burayla ilgili hiçbir bilgi almadığım için yürüyüşü kesip geri döndüm. Yaklaşık 12 km yürümüştüm ama sonunu bulamadım. Döndüğümde Yuvarlakçay’ın başında 5 saat kadar dinlenmişim. Uyandığımda yol alma zamanı geldiğini hissedip kontağı çevirdim. Hava artık kararmaya başlamıştı geldiğim yoldan geri dönerken nereye gideceğimi bilmiyordum. Sola bir yol ayrımı gördüm. İzlere bakılırsa işlekti, saptım. Sapaktan 2 km kadar sonra Yuvarlakçay’ın bol aktığı mevkiye bir çok restoran kurulmuştu.İçlerinden birine girdim. Salih usta karşıladı beni. Buyur gez dedi. Akan suyun başına indim ve buz gibi bir bira yudumlarken ayaklarımı da akan suyun içine sokmuştum. Her şey mükemmeldi. Doğanın tüm sessizliğini akan suyun gürültüsü bozuyordu. Az sonra Salih usta geldi yanıma, başladık sohbete. Kal bu akşam burada çadırını kurarsın dedi.  Zaten bir yere gidecek halim yoktu tamam dedim. Geceyi orada geçirdikten sonra sabah güzel bir kahvaltı ile uğurladı Salih usta. Teşekkürler….

Yola çıkmıştım. Cehennem deresi yol tarifini almıştım ama çok yol ayrımı vardı. Bir anda yanımdan Dalaman’dan bildiğim rafting araçları geçti. Onların peşine takıldım, o kadar hızlı gidiyorlar ki toz toprak olmuştum. Bıraktım takibi. Bir köye gelmiştim ve yolu sordum. Niyetim Cehennem deresi kanyonu yolu ile Çiçekbabadağ zirvesine ulaşıp oradan dağ yollarını kullanarak Köyceğiz’e inmekti. Çok uzun bir rota seçmiştim. Yollar bozuktu ama altımdaki 4x4 araca güveniyordum. Cehennem deresine gelmiştim. Kanyon bayağı aşağılarda idi. Doğa tüm güzelliğini sunuyordu fakat buraya özellikle ayrı bir tur yapmak gerekliliğini düşünerek birkaç poz aldıktan sonra yoluma devam ettim. Artık zaman mevhumunu kaybetmiştim. Elimdeki köylülerin çizmiş olduğu krokilerle yol alıyordum. Çok keyifli idi. Tırmandıkça tırmandım tozu dumana katarak, artık etrafta en yüksek yerde bulunduğumu fark ettim. Çiçekbabadağ’ın zirvesindeydim.

GÖĞENLİ-SANDRAS-AĞLA YAYLALARI
Yoluma devam ediyorum. Yöre halkının 58 gediği dedikleri bir geçiti aşıyorum. Sert taşlardan oluşan ve oldukça bozuk bir zemin. Sıkıntılı yolu 4x4 avantajını kullanıp aştıktan sonra Çöğenli Yaylasına geliyorum. O yörenin meşhur yaylalarından birisi. Oraların tabiri ile insanlar yaz aylarında serinlemek için yaylalamaya çıkıyorlar buralara. Dağların ortasın da bir düzlük fakat ev dolu. Hayal ettiğim yaylayı bulamıyorum ve yoluma devam ediyorum. Az ileride aldığım bilgiye göre Sandras yaylası olması lazım. Bir kaç viraj sonra oraya da geliyorum. Bu yörenin en çok tüketilen suyu olan Sandras suyunun kaynağı bu yayla. Burası da ev dolmuş ama manzarası ve havası şahane. Bu arada geçtiğim yolların etrafı sık çam ağaçları ile kaplı ve güneşin yola düşmesini engelliyorlar. Haritada olmayan, karşıma sürpriz bir göl çıkıyor. Etrafı tamamen ormanla kaplı ufak bir göl. Dikencik Gölü. Bu tarafa Köyceğiz’den düzgün bir yolla gelinebilir. Gölde balık avlayanlara ve çadır kurmuş birkaç kampçıya rastlıyorum. Dağlar arasında kalmış doğanın tüm sessizliğini yansıtıyor sanki. Huzur doluyor içim, biraz dinleniyorum.

Ağla yaylasına tariflere göre 12 km kalmıştı.Toprak ve kumlu bir yoldan ilerliyorum. Bir kaç kez yoluma şaşırmama rağmen birada toz yutarak Ağla yaylasını tepen görmeye başlıyorum.

Her gördüğüm çeşme başında durup arınıyorum. Her seferinde bedenimden akan kahverengi suya alışmıştım artık.Yaylaya geldiğimde modern villa yapıları ile karşılıyorum. Orman içinde ağaçların gölgesine gizlenmiş şirin ve serin bir yayla.

Köyceğiz halkının ayrıca pikniğe geldikleri bir yer olarak geçiyor. Az sonra Köyceğiz ayaklar altına bir manzarada durup, yapmış olduğum bu 7 saatlik zorlu yolculuğun analizini yapıyorum kafamdan. Çok az insanın cesaret gösterebileceği bir rota seçmiştim kendime. İçim huzurluydu. Akşam artık güzel bir uyku çekebilirdim.

Köyceğiz devam edecek...

Hepiniz Sevgiyle kalın.


Melih Eriş

 


Yorumlar - Yorum Yaz
MELİH ERİŞ WEB SAYFALARI

NEPAL GEZİLERİ

GÜNEYDOĞU
ASYA GEZİLERİ

 4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ



GEZGİNİN SEYİR DEFTERİ GRUBUMUZ


TÜRK MÜHRÜ PROJEMİZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam27
Toplam Ziyaret179838
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956