• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Mui Ne
    • Vietnam
    • Machupicchu
    • Peru
    • Perito Moreno Buzulu - Patagonya
    • Arjantin
    • Taman Negara
    • Malezya
    • Amazonlar
    • Güney Amerika
    • Kukulkan Piramidi
    • Meksika
    • Kathmandu
    • Nepal
    • Java Adası
    • Endonezya
    • Annapurna Ana Kamp
    • Himalayalar, Nepal
    • Ha Long Bay
    • Vietnam
    • Uyuni Tuz Çölü
    • Bolivya
    • Batu Cave
    • Malezya
    • Barcelona
    • İspanya
    • Boracay
    • Filipinler Boracay
    • Sky Mirror
    • Malezya



İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını,

belki de sadece
keşfetmenin hazzını...


Eğer kendini arıyorsan yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla
gör. Ağaçların fısıltılarını, böceklerin seslerini dinle. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür.
Keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol!
 Melih Eriş

.................................................
GEZİ YAZILARIM

Melih Eriş ile geziler PRONTOTOUR AC Seyahat Acentesi işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.


MELİH ERİŞ REHBERLİĞİNDE GEZİLER
GÜNEYDOĞU ASYA GEZİLERİ











NEPAL GEZİLERİ



4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ


BALIKESİR - KAZDAĞLARI

EFSANELERİN BEŞİĞİ “BİN PINARLI İDA”

Kaz Dağları Milli Parkı, Kaz Dağı kütlesinin esas olarak Balıkesir ili sınırları içinde kalan güney yüzü, Zeytinli Çayı’ndan Altınoluk beldesinin batısına kadar olan bölümü ile bu bölümün doruklara kadar olan yükseklikleri, 17.04.1993 tarihinde Milli Park kabul edilerek, koruma altına alınmıştır.

Balıkesir ili, Edremit ilçesi sınırlarında, Edremit Körfezi’nin kuzeyinde bulunan Kaz Dağı, Ege Bölgesi ile Marmara Bölgesini birbirinden ayıran, antik çağlarda "İda Dağı" olarak anılan Kaz Dağı, Biga yarımadasının en yüksek kütlesidir (1774 metre).

Kaz Dağları tarih öncesi yıllarda çeşitli medeniyetleri barındırmıştır. Bilinen tarihi MÖ 2000 yıllarında başlar. Bu tarihlerde Thebe şehri, Lyrnessos şehri, Khrysa şehri, Killa şehri, Anderia şehri, Antandros şehri, Adramytteion şehri, Astrya şehri, Gargara şehri gibi yerleşim birimleri kurulmuş, bunlardan birçoğu da Truva savaşları sırasında yok edilmişlerdir.

Homeros İlyada’sında İda Dağı (Kaz Dağı) için ‘Bol pınarlı vahşi hayvanlar anası’ diye bahsetmektedir. Kazdağı’nın her yerinden kaynaklar çıkmaktadır. 1500 metre rakımda dahi yaz kış suyu olan kaynaklar mevcuttur. Edremit, Akçay ve Altınoluk’un buz gibi soğuk içme ve kullanma suyu Kazdağı’nın eriyen kar sularıdır. Kazdağlarından gelen orman havası ile denizin iyotlu ve oksijen miktarı yüksek havası birleşince Altınoluk Şahin deresi boğazı oksijen çadırı şeklinde ifade edilmektedir.

Kaz Dağlarının oksijen bolluğu yönünden dünyanın ilk üç yerinden biri olduğunu biliyor muydunuz?

İda Dağı (Kaz Dağı), dünyada mitoloji ve efsaneler dağı olarak bilmektedir. Kazdağlarındaki üç efsaneden biri Yunan efsanesi (İlyada) diğerleri Sarıkız ve Hasan ile Emine’nin aşk öyküleri olan iki Türk efsanesidir. Yunan Mitolojisinde Paris'in Altın Elmayı Afrodit'e vermesi sonucu, dünyada ilk güzellik yarışmasının yapıldığı yerdir. Bilindiği gibi, bu güzellik yarışması getirdiği sonuçları itibarıyla, tarihte meşhur Troia savaşlarının çıkmasına neden olmuştur.

Rehberin anlatımları eşliğinde Kazdağları milli parkı içinde yol almaya devam ediyoruz. Çevremiz tamamen karaçam ve kestane ağaçları ile çevrilmiş durumda. Mevsimin sonbahar olması yolun ağaç yaprakları ile kaplanmasına, muhteşem bir kızıllık ve sarılık ile Kaz Dağlarının büyülü yapısına uygun güzellikler sunuyor. İlerledikçe daha da muhteşem bir görüntü bizleri karşılamakta. Yükselen dağ zirveleri arasından geçen yollar, karlı kaplı zirveler... Her yol sapağında sanki ağaçların görünümleri aniden değişiyor, köknar, kayın, meşe oluveriyorlardı. Bu güzellikler bizleri daha ne kadar misafir etmeye devam edecekti. Bir çok korumaya rağmen gene de tahrip olmaya devam ediyordu.

Rehber İbrahim buraya aşık biri, anlatımlarından bunu anlayabiliyorum. 35 yıldır bu bölgede rehberlik yapıyormuş. Nerdeyse hiçbir şeye dokundurtmuyor bizi ve her seferinde çok dikkatli olmamızı istiyor. Kendisinin belirlemiş olduğu parkur üzerinden yol alıyoruz. Bize kalsa, zaten o kadar çok sapak var ki kaybolmamamız içten bile değil. Hava güneşli fakat serin, aldığımız yolun keyfi bunların hepsini unutturtmuştu. Doğanın renkleri tarif edilemez güzellikte.

Kaz dağlarına deniz seviyesinden baktığımda yükselen dağ silsilesi ve ormanla kaplı bir alan görürdüm. Şimdi ise bütün tariflerim altüst olmuş, Kaz dağlarının içlerine iyice nüfus etmiştik. Deniz görünmez olmuştu. Ama inanılmaz bir eko sistem içinde yüzüyor ve kayboluyorduk. Bununla birlikte rehber İbrahim bazı üzücü olaylardan bahsediyor;

Çanakkale – Çan Akışkan Yataklı Termik (Kömürlü) Santrali, ÇED raporu onaylanmış, inşaatı bitmiş ve deneme üretimine başlamış durumdadır. Bilindiği üzere fosil kaynaklı yakıt kullanılarak çalışan tüm sistemlerden genel ekolojik riskler ortaya çıkmaktadır. Sera gazları, canlılar üzerinde etkili birçok zararlı kimyasal madde, vb. bio-jeokimyasal döngüler sonucunda su, toprak gibi doğal kaynaklarımızı ciddi riskler ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Ekolojik yeri ve önemi tartışılmaz olan Kazdağları’nın madencilik endüstrisi tarafından potansiyel maden ocakları olarak düşünülmesi gelecekte ciddi risk yaratacaktır. Günümüzde birçok madencilik firması Kazdağları’nın muhtelif yerlerinde maden arama ve işletme ruhsatı başvurusunda bulunmaktadırlar. Neden termik santral, neden maden ocakları? Yeteri kadar yok mu? Türkiye’miz yeteri kadar mahvedilmemiş miydi? Dünya sıralamasında önemli bir yeri olan Kaz Dağlarına mı sıra gelmişti?

Binlerce yıldır süre gelmiş Kaz Dağı efsaneleri, içinde yaşayanları ve yaşananları canlı tutmuştu. Bunun için mücadele veren yangın gözlem kulesinde görevli olan Coşkun’un yanına varıyoruz.Yangın kulesi yolu oldukça zor aşılan engellerden oluşuyor. 4x4 araçlar burada gerekli performansa ulaşıp bizi zirveye çıkarıyorlar. Zirveden neredeyse tüm Kaz Dağlarının manzarasını alabiliyorsunuz. Biraz burada soluklandıktan sonra rehber İbrahim Kaz Dağı efsanelerini sıralıyor peşi sıra.

İlk Güzellik Yarışması   

Peleus'la Thetis'in Olympos'ta kutlanan bir düğününe fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş. Fesatlık bu ya boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atıvermiş, elmanın üzerinde "en güzele" yazıyormuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş. Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera'ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak. Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris'i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus'un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde "en güzele" diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça...Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris'in altın elmayı tutan eli kımıldamış. Herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs'e doğru uzanmış. Paris üzerinde "en güzele" yazan altın elmayı Venüs'e vermiş.

Güzellik kraliçesi seçimi ilk kez Kaz dağları efsanesinde yerini almış. Venüs’ün güzel seçildiği, tarihte bilinen ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Ayazma’da halen her yıl Ağustos ayında bu gelenek devam ettirilip Kazdağı güzeli seçilmektedir.

Paris

Paris, öbür adıyla Aleksandros, Troia kralı Priamos'la karısı Hekabe'nin en küçük oğlu. Kraliçe onu doğurmadan birkaç gün önce uykusunda bir düş görmüş: karnından çıkan bir alev Troia surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyormuş. Falcılar bu düşü kötüye yorumlamışlar, doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek demişler. Bebek doğunca da Priamos onu İda dağına bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak Paris'i dağa bırakmış, vahşi hayvanlar hakkından gelir diye düşünmüş. Ama öyle olmamış, bir dişi ayı gelip bebeği emzirmiş. Bir süre bu böyle gitmiş, sonra çocuğu Agelaos adındaki bir çoban bulmuş, evine götürmüş ve kendi çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris çobanlar arasıda güzelliği ve yardımseverliğiyle dikkati çekermiş. Sürülerine çok iyi baktığı için, ona koruyucu anlamına gelen Aleksandros adını takmışlar.  Dağda Oinone adlı bir nympha ile evlenmiş ama mutlulukları uzun sürmemiş.

Oinone

Oinone İda dağının nymphalarından biridir. Paris ile evlenir. Paris güzellik yarışmasında yargıç olarak çağrıldığında onu vazgeçirmeye çalışır ama başaramaz; ancak bir gün yaralanırsa onu gelip bulmasını söyler. Apollon'un kendisine verdiği şifalı otlar vardır. Paris Troia savaşının sonlarında Philoktetes'in attığı bir okla yaralanınca Oinone'nin bu sözünü hatırlar, ona haber gönderir, ama nympha yardıma gelmez. Paris ölünce Oinone pişman olup canına kıyar.

Nympha: Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen nympha kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. Homeros'a göre nympha'lar Zeus'un kızlarıdır.

Ankhises

Troia kral soyundan olan Asarakos'un oğlu Ankhises Tanrıça Aphrodite ile birleşmiş ve Aineias'ın babası olmuştur. Homerik denilen övgülerden Aphrodite'e ayrılmış olanı, bu birleşmeyi en ince ayrıntılarına dek anlatır: Tanrıça Ankhises'i İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken görür, delikanlının güzelliğine vurulur ve dağa iner. Övgüde "canavarların anası, bin pınarlı İda" diye tanımlanan İda dağına Aphrodite'in inişi, peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana tanrıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın büyüsüne kapılan hayvanların ormanlarda, fundalıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça Phrygia'lı bir genç kız kılığına girer de öyle görünür Ankhises'e. Troyalı prens arzu ile yanıp tutuşarak tanrıçaya yaklaşır. Sevişmelerinin sonunda gülümser tanrıça, sevgilisine şöyle seslenir:

“Senin bir oğlun doğacak, Troya'lılara kral olacaktır o ve çocuklarına çocuklar doğacaktır sonsuzluğa dek!”

Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için nympha'lara vereceğini, onu beş yaşında babasına tanıtacağını ve çocuğun kimin olduğu sorulursa sakın Aphrodite'in oğlu olduğunu bildirmemesini, yoksa Zeus'un yıldırımına çarpılacağını söyler ve Ankhises'i bırakıp gider.

Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın sözünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün Aphrodite ile sevişmiş olmakla övünür ve çarpılır. Bunun sonucunda topal kaldığı, Troia'dan kaçarken Aineias'ın onu sırtına almasının nedeninin bu olduğu anlatılır.

Güzel bir öğle yemeği eşliğinde dinlediğimiz Kaz Dağı efsaneleri beni oldukça tarihin gerilerine, derinliklerine  götürmüştü.

Yolculuk devam ediyordu, yükseldikçe hava koşullarında belirgin değişiklikler gözleniyordu. Etraf karla kaplanmış, yol güçlükle alınır duruma gelmiş ve bir sis tabakası kaplamıştı etrafı. Sarıkız tepesine doğru yol alıyoruz ama etrafı  görmek nerede ise imkansız.

Sarıkızı mesken tutmuş Türkmen köylüleri. Bunu duymuştum ve buralarda yaşamlarını sürdürüp aynı zamanda da bekçilik yapıyorlardı. Kazdağları’nda halen geleneksel dokularını hiç bozmadan yaşantılarını devam ettiren Türkmen köylüleri, nereden gelmişlerdi Kaz Dağlarına? Türkmenler tarihte göçer kabileler olarak bilinmektedirler. Fatih Sultan Mehmet zamanında gemi kerestesi biçmek üzere gönderilmişler bu yöreye Türkmen göçerleri.

Düden yaylasında mesken seçen Tahtacı Türkmen'leri Kaz avlusunda adeta resimleşmiş kaz tüylerini görünce merakları üzerine kendilerine efsaneler anlatılır. Orta Asya şamanizm inançlarına göre kazı kutsal saymaları nedeniyle bu dağı da kutsal sayarak İda dağını Kazdağları olarak değiştirirler. Sarıkız türbesi olan yere Sarıkız, Baba türbesi olan yere Baba tepesi, kaz tüylerinin bulunduğu yere Kaz avlusu ve dağın bu bölümüne de Babadağı adını verirler. Kutsal saydıkları bu türbeler için her yıl Ağustos ayının 15 ile 30'u arasına rastlayan bir hafta sonunda tepeleri ziyaret edenler oralarda, etmeyenler de bulundukları yerlerde olmak üzere cumartesi günü Sarıkız'a, pazar günü Baba'ya ve pazartesi günü de Şahtaşlarına olmak üzere üç gün hayır yapılır. Yöredeki bazı köyler yalnız Sarıkız'a hayır yapmaktadır.

Her sene Ağustos Ayı’nın son 15 günü Sarıkız tepesinde  geleneksel Sarıkız şenliklerinin yöresel kıyafet ve adetlerine uygun olarak yayla yaşantısında çadırlar kurarak, Sarıkız Şenlikleri olarak kutlamaktadırlar. Bu şenliklerin yapıldığı tarihlerde Kaz Dağlarına giriş serbest bırakılmaktadır. İsterseniz siz de çadırlarınızı kurup bu şenliklere katılabilirsiniz. Benden söylemesi...

Bu gece Sarıkız tepesinde kamp yapacağız, hava oldukça soğuk ve yağışlı. Odunlar ıslak tutuşturmakta zorluk çekiyoruz. Rehber İbrahim gün boyu topladığı otlardan bize akşam sıcak şarap yapıyor. İçimizi ısıtan bu sıcak şarap eşliğinde anlatıyor bizlere meşhur Sarıkız’ın hikayesini.

Sarıkız Efsanesi: Sarıkız'ın babası yaşlanınca Haca gitmek ister ve kızını Güre köyünde bir imam ailesine emanet eder. Uzun süren Hac zamanında köy delikanlıları kıza evlenme teklifinde bulunurlar. Kız bu teklifleri kabul etmeyince bunu gurur meselesi sayarak yorumlar üretmeye başlarlar. Yorumlar kısa zamanda dedikoduya ve iftiraya dönüşür. Baba Hac'dan dönünce dışlanır ve kızını öldürmeye karar verir. evden çıkınca kıza bozuk yumurta atanlar olur. Bu nedenle çocuklar ona "Sarıkız" adını verirler. Köyde kendisine hakaret edenlere bunun yanlış olduğunu kabul ettiremeyince beddua eder. Baba ile Sarıkız şimdiki Sarıkız tepesine çıktıklarında baba abdest almak için kızından acele su ister. Ancak verilen suyun tuzlu olduğunu görünce tatlı su ister. Anında verilen tatlı sudan şüphelenen Baba, niçin tuzlu su verdiğini sorar. Kız da "acele ettiğin için, denizden alıverdim" cevabını verir. Bu durum karşısında kızının ermiş olduğunu anlayan baba pişman olur. Kızına "kızım ben sana inanmamakla büyük hata ettim, senden özür dilesem beni affeder misin? Senin yüzüne bakacak halim kalmadı, en iyisi sen burada beni bekleyedur ben şöyle bir gezip geleyim" diyerek kızı yalnızlığa terk eder. Baba görünmez olunca dağın üzerine korkunç, siyah bir bulut çöker. Günler sonra babanın ölmüş bedenini dağın zirvesinde bulurlar

Her köşesinde başka bir hikaye anlatılan Kaz Dağlarında gezmek, oksijeninden faydalanmak bunca yılın getirdiği anlatıları doğrular gibi içimizi ısıtmıştı. Sabaha karşı soğukluk çadırlarda iyice hissedilmişti. Sabah kalktığımızda suların donmuş olduğunu ve gecenin çok çetin geçmiş olduğunu fark ettim.

Bu sabah artık Kaz Dağlarında gezimiz son bulacak ve denize, Zeytinli Köyüne doğru ilerliyoruz. 

Doğal ve Kültürel Kaynak Değerleri

Kazdağları, Şahindere Kanyonu, Ayazma, Sütüven Göletleri gibi doğal güzellikleri, taş evleri ile dikkat çeken köyleri, orman gözetleme kulelerinin yer aldığı manzara noktaları, şifalı suları, kaplıcaları, Sarıkız Şenlikleri ile dikkat çeken Sarıkız Tepesi, şelaleleri gibi daha bir çok doğal ve kültürel zenginliklere sahiptir. Koruma altına alınan türlerin yanı sıra, Kazdağı bitkileri arasında halı kilim ve yün boyamada kullanılan ve ekonomik potansiyeli çok yüksek olan bitki türleri de yer almaktadır.

Kaz Dağları, doğal ve kültürel kaynak değerleri açısından oldukça zengin bir potansiyele sahip olduğunu söylemiştim. Bunlardan Adatepe (Gargaran Tepesi), eski Yunan kültürüne göre tanrılarına kurbanlar sunmak üzere yapılmış bulunan Zeus Sunağı’na ev sahipliği yapar. Tuzla Köyü’nde bulunan 1366 yılında yapılmış olan Hüdavendigar Külliyesi, Çanakkale ve yöresindeki ilk ve orta devir eserlerinden, kitabesi olan ve 600 senedir ayakta olan tek eserdir. Hüdavendigar Camii halen kullanılmaktadır. UNESCO’ dan özel ödül almış, Türkmen kültürünün iş aletlerinden giysilerine, çadırlarından ev gereçlerine kadar yüzlerce ürünün sergilendiği Tahtakuşlar Etnografya Müzesi Tahtakuşlar köyünde bulunmaktadır. Emekli öğretmen Alibey Kudar tarafından kurulmuştur. Detaylı bilgi için Bilinmeyen Yönleri ile Batı, İç ve Kuzey Ege-2 gezi yazımı okuyabilirsiniz.

Orman kanunlarını uygulandığı Kaz Dağları milli park alanında bir ot koparmak bile suç sayılıyor. Aman dikkat! “Allahın otu deyip geçmeyin bu da suç olur mu demeyin”.

Yıllar sonra bu cennet bahçesini gezip, yaşayabildiğim ve yaşatabildiğim için çok mutlu olmuştum. Yolunuz bir gün bu taraflara düşerse muhakkak Kaz Dağlarını ziyaret ediniz.

Farklı yol ve rotalarda buluşmak üzere. Hepiniz sevgiyle kalın.

Melih Eriş

 

 

 


Yorumlar - Yorum Yaz
MELİH ERİŞ WEB SAYFALARI

NEPAL GEZİLERİ

GÜNEYDOĞU
ASYA GEZİLERİ

 4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ



GEZGİNİN SEYİR DEFTERİ GRUBUMUZ


TÜRK MÜHRÜ PROJEMİZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam30
Toplam Ziyaret179841
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956