• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
    • Mui Ne
    • Vietnam
    • Machupicchu
    • Peru
    • Perito Moreno Buzulu - Patagonya
    • Arjantin
    • Taman Negara
    • Malezya
    • Amazonlar
    • Güney Amerika
    • Kukulkan Piramidi
    • Meksika
    • Kathmandu
    • Nepal
    • Java Adası
    • Endonezya
    • Annapurna Ana Kamp
    • Himalayalar, Nepal
    • Ha Long Bay
    • Vietnam
    • Uyuni Tuz Çölü
    • Bolivya
    • Batu Cave
    • Malezya
    • Barcelona
    • İspanya
    • Boracay
    • Filipinler Boracay
    • Sky Mirror
    • Malezya



İnsan kısa sürede neleri keşfedebilir? Yol aldıkça kendini, kültürünü, unuttuklarını,

belki de sadece
keşfetmenin hazzını...


Eğer kendini arıyorsan yönünü dağlara çevir, dağlarda gözlerini kapat, kulaklarınla
gör. Ağaçların fısıltılarını, böceklerin seslerini dinle. Binlerce yıllık uygarlıkların izini sür.
Keşif yolculuğu için yoldan çıkmaya hazır ol!
 Melih Eriş

.................................................
GEZİ YAZILARIM

Melih Eriş ile geziler PRONTOTOUR AC Seyahat Acentesi işbirliği ile gerçekleştirilmektedir.


MELİH ERİŞ REHBERLİĞİNDE GEZİLER
GÜNEYDOĞU ASYA GEZİLERİ











NEPAL GEZİLERİ



4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ


İZMİR - SELÇUK - ŞİRİNCE

ADI GİBİ ŞİRİN BİR KÖY



Kökleri Türkiye’de olan Kurtuluş savaşından sonra Türkiye’den göç etmek zorunda kalan Yunanlı yazar Dido Satiriyu’nun en önemli ve etkileyici kitabı olan “Benden selam söyle Anadolu’ya kitabından bir alıntıyla başlamak istiyorum.
 
“Ve sen kör Mehmet’in damadı! Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm evet seni, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum… Sen de öldürdün… Kardeşler, dostlar hemşeriler.. Koskoca bir kuşak durup dururken katletti kendi kendini.. Anayurduna selam söyle benden kör Mehmet’in damadı! Benden selam söyle Anadolu'ya .. Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin ... Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin"
 
Benden Selam Söyle Anadolu'ya kitabı 1. Dünya savaşı öncesi Ege’de yaşayan Rum ve Türklerin kardeşliğini, Ege'nin Yunan işgaliyle yaşadığı kanlı savaş ortamını ve savaş sonrasında iki ülke arasında yaşanan mübadeleyi anlatır. 70'li, 80'li yıllarda Türkiye'de en çok okunan romanlarından biri olmuş ve 1982 yılında Abdi İpekçi Türk-Yunan dostluk ödülünü almıştır.
 
Bu satırların geçmiş olduğu Şirince, günümüzde, o günkü halinden çok farklı bir görünüm sergilemekte. Adeta bir açık hava müzesi görünümünde olan Şirince, yerli yabancı turist akınına uğramakta. Ege’nin sevimli köyü, aradan geçen onca zamana karşı direnerek çirkinleştirmemize engel oluyor sanki. Ama ne kadar daha bu yorgunluğa dayanabilir bilemiyorum.
 
Kısa zamanda kültür varlıklarımızı korumak için çalışmalar yapılması gerekirken köyde işler esnaf mantığıyla yürütülmekte. Kültür değeri olan yapıların turizm adı altında hızla betonlaşmaya doğru yönelmesi endişe verici görünüyor... Yine de güzel havası, suyu, zeytinlikleri, bağları, tarihi ve yükselen terasları görülmeye değer kılıyor Şirince’yi. Çevresi ormanlarla kaplı, çanak biçiminde bir vadinin güney ve doğu yamaçlarına kurulmuş olan Şirince köyü, İzmir'in Selçuk ilçesine 8 km, İzmir’e 75 km uzaklıktadır. Denizden yüksekliği yaklaşık 650 m. dir. Şirince köyünde doğa, adeta üretme çabasındadır. Önünde denize kadar uzanan Efes ovası, zeytinlikler, üzüm bağları, meyve bahçeleri, sebze tarlalarıyla sanki cennetten bir görünüm sunmaktadır.
 
Beyaza boyanmış tarihi Rum evleri ve günümüzde Türk köy yaşantısının en güzel örnekleri sergilenmektedir. Günün koşuşturmacası, geceye doğru kendini huzurlu bir sakinliğe bırakır. İnsanın hayatında en az bir kez gezip görmesi gereken yerler vardır. Şirince bunlardan bir tanesi...
 
Şirince’ye konum olarak (İzmir) yakın olmamızdan dolayı yıl içinde birçok defa gitme fırsatı bulmaktayım.  Offroad yaptığımız günlerde de Şirince’yi geçiş rotası ve konaklama amacıyla kullanmaktayız. Bu sıkça gidip gelmeler sayesinde bu köyle ilgili bilgiler de bir bir hafızamızda yer etmekte. Yerel dokusunu, oradan yaşayan köy halkından dinliyoruz. Şirince’nin ilk adının Çirkince olduğunu anlatıyorlar, Anlatılanlara göre; oldukça eski bir yerleşim tarihine sahip olan Şirince rivayete göre bir derebeyinin azat ettiği 7 Rum ailesince kurulmuş. Derebeyi azat ettiği ailelere “köyünüz güzel mi” diye sorar, onlar da fazla aile gelmesin diye “çirkin” derler. Böylece adı Çirkince kalır. Mübadele yılları sonrası o dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa, bu köyü ziyareti esnasında yörenin güzelliğine kapılıp adını Şirince olarak değiştirir.
 
Şirince köyünün eski kaynaklarda "Dağ'daki Efes" veya "Eski Efes" adı ile anılması, bu köyün köklü bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Küçük Menderes deltasında üreyen sivrisineklerden kaçan Efesliler, yaz aylarında Şirince'de yaşarlarmış.
 
Bir görüşe göre de; tarihi M.S. V. yy’a kadar inen Şirince köyü, Küçük Menderes nehrinin getirdiği alüvyon ve taşkınlar nedeniyle yaşanmaz hale gelen bölge sakinlerinin dağa kaçıp, Şirince köyünü kurmuşlar.
 
Şirince (Kırkıca) XIX. Yüzyılda, Osmanlı yönetimi altında, Rum nüfustan oluşmuş, 1800 haneli bir köymüş. 1910 yıllarına kadar oldukça sakin bir yaşam sürdüren Şirince'liler, Yunanistan'dan sürülmüş göçmenlerin kışkırtmaları ile hareketlenmeye başlar. Balkan Savaşı sırasında Osmanlılara karşı zaman zaman direnişlerde bulunurlar. 1914 yılında I. Dünya Savaşı tüm şiddetiyle Anadolu da kendini gösterir. Osmanlı Hükümeti, Şirince gençlerini "Amele Taburu" na alır. Ancak, Amele taburundan kaçanlar, ya dağlarda çetecilik yapar veya Yunanistan'a sığınıp, direnişte bulunur. 1918 yılında yapılan Sevr Antlaşmasıyla, Kırkıca'lılardan sağ kalanlar, köylerine dönerler. 1919' da Yunanistan, işgal amacıyla İzmir'e çıkartma yapar, Kırkınca'ya geldiklerinde, halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanırlar. Kırkıca, o dönem Osmanlı uyruğunda olmasına rağmen, köy halkı kendini Yunanlı kabul eder ve gönüllü olarak Yunan ordusuna katılmak için İzmir'e giderler. Ancak, Kurtuluş Savaşı'yla 1922'de İzmir kurtarılırken, bu yörede yaşayan tüm Rumlar, birkaç yaşlıdan başka, Yunanistan'a göç etmek zorunda kalırlar. Böylece Kırkıca, birkaç yaşlısının dışında, terk edilmiş bir köy konumuna girer. 1924 yılındaki göçmen mübadelesi ile Yunanistan'da (Selanik, Provusta, Kavala, v.b. gibi) yaşayan Türkler bu köye yerleştirilir.
 
Şirince'ye yerleşen yeni köy sakinleri, bu yerleşim yerini beğenmediklerinden, kendilerine verilen evleri yıkıp, inşaat malzemelerini alarak, Selçuk, Kuşadası ve İzmir'e göç etmişler ya da terk edilen evler kendi kaderlerine bırakılmış ve zamanla yerle bir olmuşlardır. Böylece 1800 haneden, şu an sadece 180 hane ayakta durmaktadır.
 
Şirince köyü, gerek konumu itibariyle (Kuşadası’na 28 km, Efes'e 11 Km ve Selçuk'a 8 km mesafede) ve gerekse mimari özelliğinden, yerli ve yabancı turistlerin uğrak yeri durumuna gelmiştir. Köy meydanından, büyük Kiliseye gidene kadar, turistik eşya satan dükkanları ve el işleri satılan sergileri ziyaret etmek mümkündür. Şirince'nin, şarabı, pekmezi, zeytini, zeytinyağı, tarhanası, eriştesi, ekmeği, dalından yeni kopmuş sebze-meyveleri ve sağlıklı otları her zaman doğal lezzetindedir.
 
Yeşil bir yamaca sırtını dayamış, zeytin ve şeftali ağaçları arasında güzellikleri ile kendini gösteren evleri, taş sokakları ve insanları ile ismi ile özdeşleşen çok şirin bir durumu var bu köyün. Köy dediysem af ola! Hafta sonları sakin ve sesiz bir köy görünümünden hafta sonu ise kalabalık pazaryeri ya da panayır havasında şirince sokakları… Şirince Bağbozumu Şenlikleri her yıl Ekim ayında yapılmaktadır.
 
Tarihi ve mimari dokusu ile görülmeye değer güzellikteki köyün araç girmeyen dar sokakları parke taşla kaplı. Bozulmamış mimari dokuyu hayranlıkla izleyen biz gezginler ve turistler, köyün bol bol fotoğraflarını çekip karakteristik yapı tarzına sahip evlere konuk oluyorum. Son yıllarda özellikle Türk mutfağını, ev yemeklerini tanıma ve tattırma fırsatı yaratmış Şirinceliler. Aileler evlerinde, bahçelerinde pişirdikleri köy ekmeklerini, sebzeli yemeklerini ikram ediyor, el yapımı şarapları denemenizi tavsiye ediyorlar. Şirince sokaklarında yaşam oldukça hareketli geçiyor. Şirince’ye gelip de bir şeyler almadan buradan dönmek biraz zor görünüyor. El yapımı danteller, şallar, değişik yöresel kıyafetler, tahta işleri, yazma, sabun, şarap, el yapımı maskeler, dericilik ve cam işleri de dahil olmak üzere birçok çeşitlikle karşılaşabiliyorsunuz. Hemen hemen her köşede bir şeyler satılıyor, ama kimse size zorla bir şey satmak için ısrarcı olmuyor.
 
Bir zamanlar virane olan Şirince evleri çoğu bugün onarılmış, yenilenip pansiyon yada restorana dönüştürülmüş. Bu mekanların altlarına şarap evleri açılmış. Ne yazık ki bu görüntünün tam aksi de gözlerime ilişmekte Şirince sokaklarında. Yıkılmak üzere olan, pencereleri çuvallarla örtülü yaşam belirtisi olmayan evler. Koruma altına alınması gereken bu evlerinin yanı sıra köyde bulunan 19.yy dan kalma Vaftizci Yahya kilisesinde de durum pek iç açıcı görünmüyor. Turistlerin ziyaret mekanı olan Aziz Demetrius kilisesi de kaderine terk edilmiş durumda. Duvarlarında Hz.İsa ve diğer havari resimlerinin üzerine çeşitli kalp resimleri ve aşk sembolleri kazınmıştır.
 
Sütini Mağarası Şirince’den Selçuk yönüne doğru dönüşe başladığınızda yolun sağında bir uçurum kayalıkta yer alan ve yürüyerek inilmesi gereken Sütini Mağarası 13. yüzyıldan bu yana kullanılmış. Mağaranın girişinde Hıristiyan azizlerine ait silik fresklere rastlanıyor. Mağara duvarlarına Çirkinceliler tarafından kazınmış yazılar arasında “Tanrı'nın kölesi Sotirikos”, “Ey İsa! Yardım et!” en ilginç olanları. 70-80 m derinlikteki mağaradan Dido Sotiriyu “Benden Selâm Söyle Anadolu'ya” isimli romanında bu mağaradan Sütlü Panaya adıyla bahsediyor ve devam ediyor: “Mağaranın girişi kocaman kayalar ve çalılıklarla örtülü olduğu için bulmak imkânsızdı. On metre kadar sürünerek ilerledikten sonra diken gibi dikitlerle dolu bir düzlüğe ulaşılırdı. Fenerlerin ışığında titreyerek parıldardı dikitler. Mağaranın sonunda ise dipsiz bir uçurum vardı”
 
Su Kemerleri, Çirkince Boğazı’nda Şirince istikametinde ilerlerken solda karşımıza çıkan su kemerleri, Bizans döneminde Saint-Jean Kilisesi’ne su ulaştırmak üzere inşa edilmiştir. Ucu bucağı belli olmayan bu suyolu Belevi’den itibaren karayolunu paralel izler; dağların yamaçlarını dolaşarak Çirkince Boğazı’nda vadiyi aşar. Belevi Mezar Anıtı’nın güney ve batı basamaklarında görülen su kanalı izlerinin, Pranga Suyu adı verilen bu sisteme ait olduğu düşünülmektedir.
 
Şirince insanı, cana yakın Anadolu misafirperverliğini yaşatmaktadır gönüllerinde…Bir ziyaretimiz bu güzel yüreklerle tanışmamıza aracı oldu. Akşam saatlerinde araçlarımızı meydandaki otoparka bırakıp, taş sokakları arşınladıktan sonra yemek yenecek otantik bir köşeye çekilmiştik (Kırkınca Evleri). Bazı arkadaşlarım konaklama için Şirince evlerini seçmişti, biz de henüz nerede ve nasıl kalacağımıza karar vermemiştik. Pansiyonda mı kalalım yoksa arabamızdaki çadırı kurup kamp mı yapalım soruları meşgul ediyordu zihnimizi. Mevsimin kış olması nedeni ile hava da oldukça soğuktu. Her neyse biz yemekte sohbete dalmışız, vakit ilerlemiş, otelin ve restoranın sahibi de bize eşlik etmiş masamızdaki yerini almıştı. Arkadaşlar birer birer odalarına çekilirken restoranın sahibi İlkan “nerede kalacaksınız?” sorusunu yönelttiğinde, sadece “bilmiyorum” dedim. O da “bu gece benim misafirim olun hava çok soğuk dışarıda donarsınız” diyerek, teras odalarından birinde bizi misafir etti. Sabah horoz sesleri ile uyanmak, sıcak köy ekmeği, otlu peynirle kahvaltı yapmak ve değişik aromalardaki şaraplardan tatmak..
 
İşte Şirince…
 
Farklı rotalar ve deneyimlerde buluşmak üzere. 
 
Hepiniz sevgiyle kalın…
Melih Eriş
 

Yorumlar - Yorum Yaz
MELİH ERİŞ WEB SAYFALARI

NEPAL GEZİLERİ

GÜNEYDOĞU
ASYA GEZİLERİ

 4x4 SAFARİ & KAMP GEZİLERİ



GEZGİNİN SEYİR DEFTERİ GRUBUMUZ


TÜRK MÜHRÜ PROJEMİZ

Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam44
Toplam Ziyaret179778
Takvim
Site Haritası
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.36725.3887
Euro6.07136.0956